Mayıs 15, 2011
benim aklım köşeli #16
"halı kenarlarına, koltuk yüzlerine overlok yapılır, beş dakikada hazırlanır" diye duyunca anlıyorum ki bahar gelmiş. bir müddettir yine çıktı sokaklara minibüslü overlokçular ve eko yapıyor yine, özellikle gün ortalarında, herkesin bildiği aynı tonda konuşan hanım ablanın o bilindik sesi.. "overlok makinesi ayağınıza geldi".
Mayıs 11, 2011
arada olur öyle #38
martha graham'ın yüzonyedinci doğum günü şeysine google bi animasyon koymuş anasayfasına, durup durup izliyorum. martha bişeyler yapıyo, ben izliyorum. google yazıyo akrobasik hareketlerle, hatunu da tanımıyorum he, sadece o bilmem kaç piksellik animasyondan doğuyo bunlar. diyorum ki ben şimdi onun gibi ne yaptığını bilen bi halde bişeyler yapsam ne yazarım? davranışlarım, hareketlerim ne yazıyo şu an acaba? cidden istediğim şeyler mi yazılı?
sonra görüyorum ki aynı şeyi yapsada farklı şeyler yazıyo insanlar hareketleriyle. değişik.
yapcak bişe yok.
Mayıs 10, 2011
Mayıs 09, 2011
terapik dialoglar #22
biri : temiz bir hayata olan inancınız nedir?
bir başkası : kaldırıma oturup içtiğim sigarayı hala beyaz olan değil de sarı taşın üstünde söndürüyorum.
aynı dertten muzdarip #6
düşünüyorum;
uzun süre boyunca bir kalem kullanırsın da elin alışır ya, sonra bir şey olur başka bir kalemle yazmaya devam ediceksindir artık, hıh işte o durumda kalemi ilk kez tutup bir şeyler yazmaya çalıştığın sırada oluşan anlamaya çalışma isteği, eline hakim olup yazdıklarının daha düzgün olması isteği vardır ya; o his sadece düşünceden ibaret değil benim için. bir noktada yalnızlığımın ve olacak olmamın sebebi.
Mayıs 07, 2011
geleceğe not #10
hey ilerideki dostum,
bak bunları hatırla diye bi kez daha uyarıyorum seni.
6mayıs 2011 tarihi senin için yeni bi kimlik belgesi demek, ve arkasında da veriliş yeri : urla yazıyo, bu kez kaybetme. daha aldığın günün akşamında gbt'ne bakıldı, kimliği vaftiz ettin. artık tam anlamıyla senin. daha da güzel günler geçiriceksiniz zaten şüphem yok.
aslında kafanda söyle bişey var ama zor gibi, samimi olduğun bi kaç kişi ile her beş yılda bir 6 mayıs günü urlaya gelip burada kimlik yenilemek. ama kimse yapamıyabilir, sen dene bunu tamam mı? urla'dan ve bugünlerden kalabilecek en kalıcı şey bu gibime geliyo. daha güzel bi fikir gelirse aklına değerlendir yine de tabii, benimki bi öneri sadece.
kendine iyi bak,
ben
Mayıs 04, 2011
benim aklım köşeli #14
"Hayatima sikca yaptigin git-gel ile ruhunu orgazm'a ulastiriyorken, sana karsi hislerim bir orospu kadar anliksa artik ,sana borcluyum!"
:/
Mayıs 03, 2011
her yerde bir kırmızı var. #11
~oynatım modu: parçayı tekrarla. faidra - haris alexiou.
yer belli. iskelede bi bank. aslında bi bank değil, herzamanki bank. e o bank olur da akılda binlerce düşünce olmaz mı? olmazsa ayıp.
sağıma soluma bakıyorum, boş üç kişilik yer (en az), bi boş bi içilmeyi bekleyen tuborg kırmızı. o kadar.
rüzgar vurdukça düşünüyorum ve diyorum ki kimsenin kimseyi düşünecek durumu yok be olm. herkes kendi gününde. işte sen de burdasın akşamın bi vakti. kimi cesaret edemez gelmeye, kimiyse hoşgörür kendini. netice aynı; senden başka kimsen yok. o bankta kurduğun cümleleri biri duysa iyi en azından hayal mi diye düşünmezsin, ama o da yok. kendin kur kendin düşün yeri burası.
~senin amacın ne?
geçmişe git, düşün, geleceğe git, düşün. eh ama yeter. var aklında biliyosun, o an seni duysun istiyosun karşında oturmuş bi şekilde, ee ama hani? herkes kendi hayatında, kendi telaşında, kendi sessizliğinde. kızamıyosun da.
~sevgili anne, baba
bugün eve fotoğraf gönderirken bi a4'e bi kaç satır karaladım vesikalıkları katlanmış a4 arasına iliştirmeden, benim içim titredi daha okunmadan. hatta daha yazarken hiç olmak istedim benim oğlum bunları yazsa ne düşünürüm diye.
~sevgili anne ve baba,
oğlunuz şuan bu halde işte. çok özledim sizi. öpüyorm, sevgiler.
ers
ne biçim bir hayat lan bu? ben mi onu yaşıyorum, o mu beni tüketiyor? bilemedim.
arada olur öyle #34
ülkenin en çok cinayet işlenen yeri ara ara oturduğum iskeledeki bank olabilir. kaç kişiyi öldürdüm o bankta ben bile hatırlamıyorum..
evet yaptım. kimse niye? diye soramasa da biliyorum ki hakim bey soracak. öyle bi cevabım var ki, duruşma salonunda herkes ağlamazsa adam değilim..
bak görürsün.
benim aklım köşeli #13
"anlamaya başlamanın ilk belirtilerinden biri de ölme isteğidir."
bir cümle nasıl bu kadar dolu olur?. anlamıyorum.
Mayıs 02, 2011
geleceğe not #9
sevgili gelecekteki halim. naber?
şimdi desem ki sana "benim sadık yarim kara topraktır" diye, anlarsın dimi o zamanlardan bu zamanı. hatta ben senin o zaman da böyle düşüneceğine eminim. çünkü öyle işliyorum ki seni, öyle şeyler yapıyorum, düşünüyorum, bizi tamamlıyorum ki geriye bi kendim kalıyo bi de sana dair umutlarım. parada gözümüz yok, varsa bi sevgi. o da nasıl veya niye var, ne zaman var olacak, yada olan sevgi anlayışımız ne kadar daha değişecek bilemiyorum. bazen insan olduğum için utanıyorum, abartmıyorum ciddiyim.. sanırım bu yüzden dağı, böceği, yalnızlığı daha çok seviyorum. ne kadar incitebilir ki beni diyorum kuş cıvıltıları, deniz kokusu,seyyar satıcılar yada çocukların top oynayışı..
unutma ki insanlar kadar kimse kırmadı seni. sen de kırdın. hatta tam bi eşşeksin. bazen mahvediyosun herşeyi. ama olsun. ne kadar kızsam da biliyorum ki hayat zaten istediğim gibi değil. bişey olacaksa olur. karışıyorum uzun zamandır, bi hayata bakıyorum, yaşamak için neler yapmam gerektiğine, bi de kafamı yastığa koyduğumda kendimi dinlerken duyduklarıma, yok sanki çok farklılar birbirlerinden. sorumluluklarımız olmasa çok güzel şeyler yapabilirdik seninle. ve ben ne kadar dur düşünme desem de yapamıyorum, sen ileride yap hemi. şaşırt beni. heh şimdi oldu diyeyim. söz o gün deli gibi içicez, nası da biliyorum kendimi di mi (:
hadi durma olm bişeler yap, başla şimdiden.
let the force be with you.
arada olur öyle #33
bıyık gitti dudak göründü. lan bu kim acaba? diyorum aynaya baktıkça. bedri baykam'a benzedim inceden. hadi hayırlısı :D
Nisan 29, 2011
terapik dialoglar #21
-buyrun madam önden siz öpün. rica ederim.
-hımm çok centilmensiniz.
-ne demek efendim siz de çok güzelsiniz. bu güzelliğin karşısında olmak bile bu nacizane beni heyecanlandırmıştır zaten.
-aynı zamanda çapkınsınız da.
-öyleyimdir.
Nisan 28, 2011
geleceğe not #8
ben sanırım nyks'in canı sıkkınken bir gece yarattığı çocuğuyum; quies quietis (sessiz). kardeşlerim hypnos (uyku) ve thanatos (ölüm) şu an neredeler bilmiyorum. bilmiyorum. ben, gündüz değil ama gece daha mutluyum.
Nisan 27, 2011
aynı dertten muzdarip #5
aynı dertten muzdarip #4
artık insanlık evrimi dursun da herkes bi düşünsün nereden geldik, neydik ne olduk diye. olmaz mı? hadi..
inverse(1837837)
düşünüyorum.
yokum.
hep birileri var etmiş gibi beni. hep birileri beni sevmiş de kendimi öyle o halde, bişeylerin içinde, sevginin en yalnız köşesinde bulmuşum gibi taa nezamandan beri. bu şehre geldiğimden beri. telaşlanıyorum böyle olunca. korkumdan haraket edemiyorum. çünkü ben kime seni seviyorum dediysem, o cümle yitti gitti zamanın o içimi sızlatan sayfalarında.yitti bildiğin.. aylar, günler, saniyeler boyunca birlikte olduğum ama şu an yüzüme dahi bakmayan insanlara bakıyorum, hep ben gitmişim peşlerinden onların cümleleriyle. seviyo olm seni, yabana atamazsın o kişiyi demişim. hep ama. ee bide sonuna bakıyorum, iki karış surat. niye?.. nerde o şirin halleri, nerde görünce yüz çevirmeler. çok iyisin olum diyorum kendi kendime, çok açtın kendini, çok aldın içerlerine, çok normalsin.. çok gereksizsin..
ağlıyorum lan işte. artık ne yaptım ki demekten yoruldum. sormuyorum dahası hatırlatmıyorum bile kendime bu cümleleri çünkü içim acıyo. yeter. herkes başka bi bedene sarılmış uyurken yada hayaller kurarken sen yine kendi cümlelerinde boğuluyosun diyorum. nefret ediyorum. herşeyden. sevgimden de, sevgi den de. herneyse ondan da. ama hemen geçiyo bu sinirim, çünkü koyasım var kafamı sanki hep bildiğim bi omuza. birinin gelip ben geldim demesini mi bekliyorum, bi kez dahi olsa gözlerine baktığımda aha bu defa soru sormayacak bana, o da yorgun, karışık, utangaç ama benden cesur demeyi mi bekliyorum, cidden neyi bekliyorum ben? bilmiyorum. bilmek de istemiyorum. al işte yine yapıyorum ve kapatıyorum kendimi, herşeye, herkese. madem sonum aynı, en azından ne yaptığımı bileyim di mi ama. son nedir diye düşünmiyeyim. carpe diem be olm demekten artık "c" demeden, önce ruhum sonra komple kendim siktir laan diyo. ne diyosun sen? neden bahsediyosun.
herkesten önce kendime küfredesim var, tıpkı herkesin kendi kendine sorduğu soruların öncesinde benim kendimi yerin diplerine sokuşum gibi. haberleri yok, haberim yok. merak edesim yok, ölsemde meraktan yok ulan işte, yok. bu kadar basit; yok.
sınavım var yarın, dersten kalırsam bi yıl daha uzayacak okul, biliyorum ama nefes alamıyorum ki. gelemiyorum ki bu güne. bi bakıyorum geçmişteyim, bi bakıyorum yarındayım. ee hani carpe diem? yalan tabi ki. yarın muhtemelen yine aynı şarkıyla yürüyücem dolmuşa doğru, kimse bilmiyicek ama ben ayrı bi insan olucam.
çok mu güçsüzüm? hayır değilim. geçti, biliyorum. hatta herhangi anormal, aykırı, beklenmedik vs herşeyi yapabilirim şu an, yarın, evvelsi gün. ama iki gram da kendime dokunsam ya. çok koşasım var sana, al koştum geldim, uzatsana elini diyesim var, yaparım da, ama korkuyorum işte lanet olsun. sen bozmasan da birileri bozuyo herşeyi.
benim kalkanım var, sittin sene kimse bişe yapamaz, gel hadi diyen varsa, bekliyorum. ölme eşşeğim ölme...
Nisan 26, 2011
telepati songül
şuan "kanal t" de bi abla var, songül, telepati songül, telefondan fal bakıyo.. konuştukça şaşırıyorum. başka bi kadın var hatta, birlikte olduğu adam bigün bi mesajına cevap vermemiş, onu tartışıyolar, meğer adam evliymiş, arada erkeklere sıkıntı da gelirmiş, yanında karısı varmış ama aslında onunla da ev kurmak istiyomuş falan filan. bizim songül yardırıyo ama görcen uf neler neler, anlatamıyorum bile (:
simdi arayan kadının başka bi sevgilisi daha çıktı ortaya, karşılıklı yarılıyolar. fena.
"ahmet'te mi telefonu kapatıyo " diye söze girdikten sonra telepatik abla, durup durup önündeki kağıtlardan bişeyler okuyo, sanki mesajlar önünde yazılı da okuyo öyle kendince. bildiğin okuyo lan işte, bide okuması da ağır, konuşur gibi değil, okuduğu da belli oluyo :D allam of.
neler var ya bu tv nasıl bişey.
songül ablayı tuttum ama (:
yok ya rüya bu.
Nisan 25, 2011
arada olur öyle #30
yine oldu.
hasar;
hasar;
-alt dudak pert.
-kafatasının belli başlı yerlerinde sızılar.
-karşıdan bakılınca sağ elmacık kemiğinde ince bir acı.
-burnu saymıyorum bile.
-dudak içi tripleri.
-giderek artan "n'oluyo olum bana" kaygısı.
cumartesi sabahı saat 6:38 suları. sanki saatlerce uyumuşum da öyle bi rahatlık var beynimde, çınn sesini saymazsak. yine odamın tavanını yada en son ne yöne döndüysem o duvarda beni karşılayanları görücem zannediyorum. daha gözümü açmadan ağır bi kolonya tadı, dudaklarım sızlıyo. allah allah diyorum noluyo. bi açıyorum gözümü, tepeden bana bakan yaklaşık 14 tane göz. sayamıyorum. gözlerin bazıları bıyıklı sakallı falan. nerdeyim? dokununca anlıyorum ki kaldırımdayım. sırtüstü uzanmışım, belimden aşağısı kaldırım boşluğunda. e ama neden uzandım ki kaldırıma şimdi diyorum. tamam yere az yatmadık, çimde bankta az sabahlamadık ama şimdi ne alaka, benim evde olmam lazımdı? bu ve benzeri sorularıma şöför dayı netlik getiriyor iki cümleyle, bir yandan da kapağı olmayan kolonya şişesini yüzüme boşaltırken; kalk çocuğum, iyi misin?
yüzümü ekşileşiyo. kolonyanın kapağının olmayışı her serpiştireyim derken yüzüme tonla kolonya dökülmesine neden oluyo. bakıyorum dibe yaklaşmış kolonya, demek ki bayaa kalmışım o şekilde diyorum kendi kendime kalan kolonya seviyesinden. şöför dayı panik, dolmuşa binerken gördüğüm somurtkan teyze muhtemelen benim kalkıp, ayılıp yola devam edelim triplerinde, tepeden bana acıyarak bakanlar da var biliyorum, ama bu çocuk ne yaşar, neden böyle acaba? diyen kaç kişi vardı o sabah bi türlü emin olamıyorum.
güvenemiyorum.
dolmuştan ne ara dışarı çıkmak istedim de düştüm, yerimden ne zaman kalktım, ne söyleyip aşağı indim, giden dolmuştan mı düştüm, şöför anladı da durdu mu hava alayım diye, ne kadar zamanda neler oldu bilmiyorum. bana ne oluyo bilmiyorum. ama çok merak ediyorum.
arada oluyo böyle,bi tek bunu biliyorum.
korkuyorum.
Nisan 20, 2011
geleceğe not #7
ulan sevgili ben,
amacım seni kırmak değil, sadece haddini bil diye bu "ulan" lafı. anladın sen.
eğer düşünüyosan şimdilerde, ben zamanında nasıl yirmibeş oldum diye, anlatayım;
iskeledesin. urla sınırları hee yanlış olmasın kardeşiimmm.
hemen ada yolu'nun girişindeki parkta her zamanki banktta iki kırmızı tuborg, son iki dal camel soft, bolca rüzgar, düşünce ve deniz kokusuyla geldin bu zamanlarına. eğer vaktin olursa, şeytana uyacağın şimdiden belli zaten, çık gel yine otur aynı yere hemi. hatta mümkünse özlettirme kendini buralara. ama en önemlisi unutma, yeter. tek başına oturdun o banka çünkü yine.
o kadar fazla şey düşünüyorum ki, dahası sana söyleyesim var ki, ama söylemesem daha iyi belki de, bilmeden yada en azından hatırlamadan yaşa. sağlıcakla kal.
ben
geleceğe not #6
sevgili gelecekteki ben,
ilk ve tek kez olmak üzere çeyrek asrı devirdik az önce. vala ne oldu desen, diyecek halim bile yok, değişik bi his, anla artık (:
hadi görüşürüz, sen git bekleme, ben geliyorum yavaştan.
Nisan 18, 2011
Nisan 17, 2011
yol çizgileri #11
çoğumuz gayet insansı bi şekilde, perdeleri önemsemeden, sığınacak bedenler ararken, ben sanırım ruh arıyorum. onu bulunca, dokununca, kendini bırakma hissi ancak bu kadar güzel olabilir. ancak o zaman soru işaretleri olmadan kafasını yastığa koyabilir insan. ancak o zaman kaybolmak ister, dahası onun için savaşır. tamam hayat çok güzel, ama eksik. sen doluramazsan, kimse senin için doldurmuyor işte, yok öyle bi dünya, herkesin yolu kendine..
Nisan 16, 2011
her yerde bir kırmızı var. #10
günlerdir hükümsüz dolaşıyorum ortalıklarda.
belki de bir daha edinemeyeceğim hatıra cüzdanım gitti geçenlerde kordonda, içinde bulunduğumuz sisteme ait, beni tanımlayan herşeyle birlikte ve pıt.. hayatımda bi değişiklik daha. işin yoksa koştur şimdi devlet dairelerinde. sanki o kadar şey yetmiyomuş gibi. ama kaybettiğim gün belki de hayatımın en güzel ama diğer yandan da en acı günüydü. ama rüyaydı yaa, ya da rüya gibiydi.
şimdi bu günü neden bırakıp direkt o günden başladım bilmiyorum. aslında biliyorum, en azından bir kaç saati benzeseydi o güne, hatta çokcası, daha ne isterim ki. tüm gün içinden konuş, özle, ama bakışlarından anla ne dediğini.. ne istediğini.. ne istediğimi..
bugün kimlik çıkarmak için var olan paramla kırmızı içerek başladım güne akşamın bir vakti, ve şimdi günün en sonunda yine kırmızı ve ben kaldık bir de karaburun. geri kalanımız uyudu. yapacak bir şey yok.
as much as ı could.
Nisan 15, 2011
arada olur öyle #29
-bu aralar çok fazla geçmişe gidiyorum.
ve bu durum "gitme" psikolojimden ötürü sanırım. gidecek olma, gitmek istememe ama ya gidersem halleri. "kalıp ne yapacağım ki, gideyim en iyisi" hissini tarantino filmlerindeki gibi bol kanlı şekilde, altına imzasını her defasında daha derinden atan o histen ötürü düşünüyorum.
-dün birkaç arkadaşla yıllar evvele döndük peşisıra gelen anılarla. bolca güldük ama içimden neler geçti neler.. yaşlandık mı ne?..
-bu gece; airplane I ve/veya uyuyakalmazsam II, gelsin bakalım (:
-biraz önce hayatımda ilk defa "ve/veya" terimini sınav soruları dışında kendi öz cümlemde kullandım. heyecanlı bir şeymiş (:
Nisan 13, 2011
aynı dertten muzdarip #3
zamanı durdurmak istiyorum.
aslında bir sürü şey yapmak istiyorum ama sanki bunu bir yapabilsem, zamanı durdurup istediğimi yapabilecekmişim gibi çocukça bir hisse kapılıyorum her defasında. bak mesela halatla tır çekenlerimiz var, kaşık bükenler, atom hızlandırıcı mı? kolay. sadece birkaç kişinin birlikte çalışması gerekiyor, denizin altından ulaşım da mümkün, saatte bilmem ne kadar hızla gidebilen araçlar yapabiliyoruz, top sektirirken akrobatik hareketler yapanımız var, ağzında iğne tutarken saz çalıp atışanımız, bir bitkiyi yüz metreden tanıyan toprakadamlarımız, yada tüm hayatı on dakikalık zevk uğruna kurulu kadınlarımız, hayatı on parmağından ibaret sanan show adamlarımız, yemişim on parmağı diyen show kızlarımız...
var oğlu var. sonra sen ne yapabiliryosun lan? diyorum kendi kendime ses yok. her şey yarım yamalak.
çok fazlayız bu yeryüzüne biz.
geleceğe not #4
sevgili ben,
bilmem kaçtır aynı cümleyle başladığımın farkındayım.
bi kuzey bir de batıya bakan iki penceresi var odamın. kuzey tarafı hep kapalı, ama batı tarafı hayat demek benim için. gecenin bu vaktinde bile öten bi tane kuş var, nasıl cıvıl cıvıl nasıl canlı. ama neden uyumadı, beni mi bekliyo, ya da öteyim belki nasiplenen biri vardır mutlaka mı diyo bilmiyorum ama sesi o kadar güzel geliyo ki. nasıl hayat dolu.
zamanın birinde babama deli derlermiş.bayılırmış bi anda nedensiz, tıpkı benim şimdilerde anlamadığım şekilde bayılışlarım gibi. ve susuyomuş genelde. ama aynı zamanda da içine sinmediği bişey varsa dönemin kısıtlamalarına rağmen, anneye babaya iki çift laf etmek ne kadar zor olabilirse olsun, o zamanlarda konuşabilmek ne kadar zorsa da hep söylemiş babam içindekileri. aldırmamış çevresindekilere. ne derse desinler. kurduğu cümleler ne kadar yanlış olursa olsun kurulası cümlelermiş o zamanlar çünkü. herkese susarken bir kişi karşı gelmiş o zaman ki, benim daha olmadığım, o düzene karşı. belki de o yüzden şu an saygı görmekte babam, belki de o yüzden şu an ki yalnızlığı... onu o kadar anlıyorum ki. o, yıllarını yirmibeş metrekare bi dükkanda harcadı,harcıyor, bense bi o kadarki odamda. her gece düşünüyorum onun ve annemin mücadelesini. tamam çağ onların zamanındaki gibi değil. bi çok şey değişti. ama o kadar net hatırlıyorum ki onların ilk kendilerie ait olabilen ev damını. düşün ki bi oda, bir tane karyola var, belki bi eşya dolabı.. o kadar. babamın bir anda memleketten kaçıp istanbula gelişini anlıyorum tıpkı iki tane alnı beyaz danayı son kez ablamla yemlemeye çıkarıp bi köşede ağlayışımız gibi, dönüşünde bi taştan aşağı inerken diz kapağımın altına işlenen ve hala izi duran o yara izi kadar. bizden geriye kalan, ağlayan ve belkide birdaha göremeyeceğim ve göremediğim ilkokul arkadaşlarım kadar.
babamdan bana geçmiş olan bi özellik var. susmak. babam o kadar susar ki, iki çocuğa sahip olmanın o inanılmaz hissini paylaştığı annemle bile konuşmayabilir. konuşamıyo da bazen. ve bu kişiden bana geçen en büyük özellik olan yeri geldiğinde konuşamamak huyum yüzünden kimse kızmasın bana hemi. kapalı biriysem ki öyleyim, bu belki de sadece bi y kromozomu yüzündendir, belki de yirmibeş yıllık yaşadıklarımdan. farketmiyo ama şu bir gerçek ki, yarın susup kimseyle konuşmasam bi babam ve annem anlar beni. geri kalan hepiniz niye dersiniz. haklısınız da. ama benim babamı nasıl gördüğümü, hafızamda nasıl hallerde olduğunu bi bilseniz, belki de bana sarılır ağlarsınız. ya da sadece normalmiş gibi susarsınız. bu yüzdendir kimseye değil de kendime kızışlarım. bu yüzdendir susuşlarım. bu yüzden lanet olası batışlarım.
hatırla bunları. üzülme ama.
arada olur öyle #27
sustuğuma bakma he, özlüyorum seni. saçlarım daha bulut kokuyo, tenim daha da yalnız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

