gündüzüm seninle gecem seninle
beyhude geçti bu ömrüm
bu ömrüm derdinle
..
sevgilim saçların zannetme solmaz
dünyada sevenler bahtiyar olmaz
...
HER GÜNEŞLİ PAZARTESİLERİ ÖNCE SAKALIMA GİDER PARMAKLARIM. YENİ BİR HAYATA BAŞLAMANIN HİSSİ ONDAN YÜKLENİR GÜNÜN İLK HİSSİZLİĞİNİN TADINI ÇIKARAN BEDENİME. HATTA DÜNYAYI AHESTE AHESTE DÖNDÜREN BİLE O OLABİLİR!
gündüzüm seninle gecem seninle
beyhude geçti bu ömrüm
bu ömrüm derdinle
..
sevgilim saçların zannetme solmaz
dünyada sevenler bahtiyar olmaz
...
bu blogtaki karakterlerin ve olayların gerçek kişiler ve kurumlarla ilgisi yoktur. tamamen kurmacadır.
bu hayatı bu şekilde kabul ediyorsun işte. bu hayat, kendini, kırıldığın ve yalnız hissettiğin o anda olanca kırmızılığıyla var ediyor ve o kırmızılık gelip gözlerine doluyor. orada yaşanıyor.
bunlar yaşanıyor.
özlemek, hayatın devamını sağlıyor. özlemek, iki insanı aynı zamanda var ediyor.
neden bana baktığını anladım. neden kendini burada bende sorduğunu anladım. neden kendini bulamadığını da anladım. anladım.
peşinden koştuğun hayatla senin aranda açılan mesafe çok fazla. inatla peşinden koşmanı ve yaratma isteğini anlıyorum, ama sanırım bu koşuşturma zaman alacak. buna üzülüyorum, gerçekten. günlük yaşantılarla hayata devam edeceksin, pek de keyifli olacak bu halbuki. bu arada tabi günlük yaşantıların başka birinin hayaline dahi sığmayacak şeyler, oluyor denk geliyor. hayat nerede olduğuna göre değişiyor. ama biliyorsun bunlar gelip geçiyor. insan yine kendi kendiyle kalıyor.
mesela pq geliyor karşına ve anlatıyor. ne güzel konuşuyor. ne kadar emin olan bitenden. böyle böyle oldu diyor. yaşandı bunlar diyor. ne kadar güzel diyorsun, tekrar bakıyorsun. orada öyle karşında duruyor. bir insan nasıl bu kadar güzel olabilir diyorsun. ne güzel şeyler, ne güzel anlar beliriyor o anlattıkça. başkaları var henüz sen yoksun ama harfler değişiyor, burnuna illegal kokular geliyor, kadehler yenileniyor. belki de bitmesin o hep anlatsın diye oluyor. insanlar değişiyor, masadan masaya sataşmalar ve ilgiler başlıyor. insanlar konuşuyor. harfler değişiyor, saat ilerliyor ama gerçek asla değişmiyor.
bir algı gözlemcisi olarak bunu sana söylemek senin için yapabileceğim en doğru şey sanırım; bu, istemekle ilgili değil, yaşamakla ilgili. olmakla ilgili. anlamak ve algılamakla ilgili. olmaya devam et.
tüm bu yazdıklarımı da zaten bir tek ben anlarım, ee ne de olsa algı böyle bir şey.
bir tren boşaldı sonra
meydanlara kuşlar indi
seni beklerken her şey sana benzedi
sonra bir ağaç indi
ağaç, sana benzedi
bir şarkı yanaştı iskeleye
kelimeler sana benzedi
sonra bir yağmur indi
sonra ebem kuşakları
sonra sen geldin, sen geldin
bütün sokaklara
öyle bir rüya öyle
öyle bir rüya öyle
..
...
ayrıldıkça yollar, yollar
her gece dualarım
bitmedi rüyalarım
mutlu sonla
ağlama, ben ağlarım
can bulur mu toprağım, göz yaşında?
ağlama, ben ağlarım
sen benim diğer yarım, artık anla!
...
-...
su gibi dupduru bir can olduğunu
erken büyüdüğün için yorulduğunu
denizlerin mavi meleği olduğunu
bir nefeste çektim dostluğunu
-...
uyandırmadan
nereden geldim? nereye gidiyorum?
yıllardır arıyorum, o ilk hareketi bulamıyorum.
aramaya devam et olmaz mı?
rüya alemi gece olsa da uyusam diye bekliyor muhtemelen.
bu kadar yoğun rüyalar gördüğüm başka dönemler de oldu geçmişte, hepsini hatırlıyorum.
eskiden korkardım ama artık korkmuyorum.
bugün anneler ve babalar mezar başında, çocuklarının yanında.
bugün çocuklar mezar başında, anne ve babalarının yanında.
bugün hala daha bir mezarı olmayan kayıplar var, yoklar, onları arayanlar gökyüzüne bakıyor.
bugün mezarının başına emzik bırakılmış, hayatı yaşayamayan bebekler var.
bugün mezarının başına oyuncak bırakılmış, hayalleri birkaç yılda takılıp kalmış çocuklar var.
bugün acı var.
bu acıyı herhangi bir yere koyamıyorum.
bu acı diğerleri gibi değil.
unutmak mümkün değil.
"sadece ikimizin uyandığı saaatlerde duruyor zaman"
bazen tarifi olmayan şeyler birden bire oluyor. anlamıyorsun. üzülüyorsun da. bir şekilde ayakta ve kendinde kalıp devam etmen gerekiyor. çok zor biliyorum ama alıştık buna ne de olsa. sırf bu alışma hali bile başlıbaşına yıkıntı ama demek ki bu dünyaya buna geldik. sen ve ben.
böyle içimize saklaya saklaya nelerden nerelerden geçtik bilmiyorum.
ama hepsi kendi keskin ağırlığıyla geldi, beklemediğimiz zamanların tadı başka oluyor. yaşanıyor. belki de hiçbir şey aynısı gibi olmayacak, hayal kurmayı da bırakalım mı dersin?
kaldık yine başbaşa.
arada oluyor. böyle oluyor. olmasın artık istiyorum, ama oluyor.
neden bilmiyorum ama oluyor.
neden ağlıyorum.
"güzelliğin on par'etmez, bu bendeki aşk olmasa"
kendimi yine aynı yerde, aynı şekilde buluyorum. kuruyorum, kuruyorum, düşünüyorum; galiba bu defa oldu derken yine olmuyor.
işin yok şimdi onca hayali bir kenara bırak hadi.
neden gülmüyorum.
neden soruyorsun, nereye gideyim
iki yol var demiştim, hangisini seçeyim
korkma bebeğim, hepsinin sonu aynı
çok yukarılarda biriymiş, bunları yaptı
neden soruyorsun, nereye gidiyorum
iki yol var demiştim, birinden gidiyorum
gözyaşları bebeğim, hepsinin sonu aynı
birinin eksiği, birinin fazlası
birdenbire boşalan yolların ortasındayım
hedefler hep çok kolay olmuştu
nereye gideyim
nereye gideyim
korkma bebeğim, hepsinin sonu aynı
çok yukarlarda biriymiş, beni aldı
ben 6'yı severim. 6 güzeldir, çocukluğumdur, iyidir.
ben 6'yı severim ama 7'yi de hiçe saymam. 7'de güzeldir, 7'yi sevenler de güzeldir. iyidir.
ee işte herkes kendi hayatıyla meşgul, herkes kendi hayatında. gerçeğin içinde, o an ve o halde olayım derken bir sürprizle karşılaşıyorum. almış başını gidiyor. ben de bir açıklama yapayım da hayat öyle devam etsin derdindeyim. ne saçma. olan oluyor, ben neresindeyim olan bitenin acaba? diye düşünmeden edemiyorum. ben bu olan bitenin neresindeyim?
hislerime her zaman güvendim ve beni yanıltmadılar.
sen de hislerine her zaman güven, seni yanıltmayacaklar emin ol. yeter ki illüzyonlardan uzak kal, sakın aldanma.
bir siyah beyaz fotoğrafım ben
tozlu raflardayım, eski albümlerde
yağmurlu günlerde
alçak gönüllü bir su birikintisiyim
şehrin karanlık sokaklarında
donu düşük çocukların yaptığı
kağıttan bir gemiyim
yüzüyorum, yüzüyor muyum?
bilmiyorum, bilmiyorum
bir gün batımıyım güneyde
bir akşam vaktiyim
ucuz bir şarabın şişesiyim denizde
yüzüyorum, yüzüyor muyum?
biliyor musun bir gün
bir yağmur sonrası
siyah beyaz bir fotoğraf
bulacaksın yerlerde
işte o an,
bir kıpırtıyım yüreğinde
ve iki damla yaş olacağım
güneşli gözlerinde
gözlerinde
sevgili gelecekteki ben, kendim. gerçek bir değişim için her şeye öncelikle kendinden başlaman gerekiyor. hayal etmeyi bırakmadığımız için bir sıfır öndeyiz, ama yine de biliyorsun bazı koşulların ihtimaline ihtiyaç duyuyoruz. ve o anlar oluşunca da orada olman lazım, sakın ha kimseye 'ruhun ölmüş senin' dedirtme. bırak ilham alsınlar senden. neticesinde gelip, olup, giden bir hayat bu. bazen törpülenip yoluna devam etmek daha güzel olabilir. her adımını ruhunda daha da derine at, var ol ve kendin gibi yaşa, sen beni dinle (kıps).
-nedir?
-soğuktur, fırtınadır, yağmurdur. iş yoktur, para yoktur, aşk yoktur. ya sence nedir? sorarım sana.
-akıldır kanar, fırtınadır diner, yağmurdur yağar. iştir gelir, paradır bakar, aşktır yakar.
hayatın normal akışında, yıllanmış güzel bir şarap içerken, şarap seni alıp bir yerlere götürür.
coto de imaz içerken, ben şarabı alıp yıllanmış bir yerlere ve bir yolculuğa götürüyorum. geçmiş, bugünle birlikte gelecek oluyor.
hani dersin ya tamam
hayatımın anlamı karşımda duruyor
n'olursa olsun devam
gönlümün anahtarı ellerinde duruyor
biliyor kendini, tanıyor
her gün aklına
bir gün koynuna
elbet kanına girsin istersin
hani geçmez ya zaman
hasretinin ağrısı gözlerinden okunur
n'olursa olsun unutmam
ellerinin yokluğu sözlerimden okunur
biliyor kendini, tanıyor
her gün aklına
bir gün koynuna
elbet kanına girsin istersin
kurumuş boğazım
bekliyorlar yol ağzında onlar
bir gün beni sorarlarsa susacaksın
elin kanlı çünkü abi demir kapı bundan
ne özlemi hasret suçun doğasında varsa
yoksulun merhameti gasp
elinde saz
hep beklemiş gözlerinde yaş
sırtında yas
gün gelecek teraziyi bu insanlar tekmeleyecek
biz tanığız keşmekeşe
en önden arz edeceğiz
ben sesimden fark edeceğim yaşlandığımı
ya da her şarkıyı veda niyetiyle yazdığımdan
sana çirkin hazlarımdan aşklarımdan geri kırıntılar kalacak
ve bu yalnız olacak
senin yandığından daha fazla yanan insanları duymuyorsan eğer
nasıl olacağız arkadaş
böyle avuç kadar üstümüzde borcu kalır
ve iyimser bir gül açar parklara
unutulacak dünler
yaşanılacak günler var
öyle günler var
inan
yalanmış ziyanmış hayat
diyip gitme
hep utancın kar kışında kaldık
alkışlara kandık
öyle yorgun öyle beter sabahlara kalktık
bir hayalim gözlerinde saklı
ne giden var ne beklenen yarınlardan artık
artı hep anlattım biliyor musun
dedim ki dili yok bunun
kimsesi kimi yok onun
neşesi düşü yok şunun
dedi ki düşür omzunu
ne şiiri ne şarkısı
yok işte bir şey oldu
öyle değil işte olmalı bir çözümü
biz onca gece uykumuzu yok yere mi böldük
acıları çekip gözlerini silmiş insanları düşün
paramparça düşü
unutulacak dünler
yaşanılacak günler var
öyle günler var
inan
yalanmış ziyanmış hayat
diyip gitme
hep utancın kar kışında kaldık
alkışlara kandık
öyle yorgun öyle beter sabahlara kalktık
bir hayalim gözlerinde saklı
ne giden var ne beklenen yarınlardan artık
mevcut düzen dahilinde ne aşkı
avunduğun her şey sahte yok aslın
geriye ne kalmış
düşlediğim bir yaşam ve utandığım korkular var
gönlümü vermişken hem de
anlıyorken bir halkı
uykusuzluk sende artık
onlar temizlerler vicdanlarını
açsa karnın yağma artık isyan sayılır
bir anne vedasıdır gerçek hicran tanımı
kazanmak kirlidir
kaybedelim insan kalırız
kocaman bir sofra düşün mahallenin ortasında
dünyanın tam ortasında
güneşler büyütür üstümüzde sonra
kalır burjuva düşlerin yalanlardan arda
iyi söz yazarlarının ne kadar hükmü kaldı
ben sana bu çiçekleri mezarlıktan çaldım
çok uluslu yalnızlıkların yanında uzandım
ve gökyüzü çok yıldızlı
unutulacak dünler
yaşanılacak günler var
öyle günler var
inan
yalanmış ziyanmış hayat diyip gitme
hep utancın kar kışında kaldık
alkışlara kandık
öyle yorgun öyle beter sabahlara kalktık
bir hayalim gözlerinde saklı
ne giden var ne beklenen yarınlardan artık
hep utancın kar kışında kaldık
alkışlara kandık
öyle yorgun öyle beter sabahlara kalktık
bir hayalim gözlerinde saklı
ne giden var ne beklenen yarınlardan artık
...
mutluluk nedir, ey taşları
çiçekleri bu dünyanın?
bir irinler tufanında
sorular yangınında kaldım
mutluluk nedir, yaşamın
anlamı ve sırrı nerede?
yıllar boyunca dolaştım
döndüm hep aynı yere
...
...
parıldayıp duran insanlara bak
kendi düşlerine, düşmanlara bak
gittikçe yükselen haller içindeyim
insandan örülmüş duvarlar içindeyim
...
hani bir gün birisi de çıkıp "sen nasılsın?" desin. ben de şaşırayım. belki de buna ihtiyacım var, bir sor yani n'olmuş? böyle günlerden geçmeye herkesin hakkı var, umuyorum.
bizi kim, neden, ne zaman, nerede ve nasıl bu hale getirdi?
öyle özledim ki bana bir şeyler anlatmanı.
duymayı, dinlemeyi özledim.
orada öyle olmayı özledim.