dün akşam, tapınağın merdivenlerinde iki erkeğin arasında oturan bir kadın gördüm. bir yanağı solgun, diğeri parlıyordu.
Mart 05, 2024
benim aklım köşeli #115
etten ve kemikten olma fani bir insanın hayatında pek de sık rastlanmayan bir şey oldu dün. bir norveç tanrıçası beni yanına -yukarıya- tahtına çağırdı. tahtıma gel ers hadi, dedi. seni bekliyorum, dedi. benim de şehvete ihtiyacım var, benim de sevilmeye ihtiyacım var hadi n'olur gel, dedi. bunları hangi dilde söylediğini bilmiyorum zaten bunun pek önemi de yok aslında. parıldayan yeşil, parıldayan mavi ve parıldayan rengarenk kuzey ışıkları yüzünü aydınlatıyordu tanrıça bana bunları söylerken, bu sayede yüzünü görebildim norveç tanrıçasının. yalan olmasın, çok güzeldi. üzerindeki şehveti, ince ipek kumaştan elbisesini, gözlerinin başladığı ve bittiği yeri, teninin ışıktan soyut beyazlığını, yanaklarındaki allığı, saçlarının dağınıklığını ve tahtında çaresizce oturmuş olan bu tanrıçanın yalnızlığını apaçık gördüm. şehveti, yüzlerce metreden kendini aşağıya bırakan suyun bir yerden sonra parçalarına ayrılıp göze güzel görünen bir şelalenin baş döndürücü büyüklüğü gibiydi. oradaydı, kendini bırakıp yükseklerden düşmek istiyordu. fakat su bana ulaştığında artık su olmayacaktı. fakat şehvet bana ulaştığında artık şehvet olmayacaktı. olup biten bu tanrıça yalnızlığı ise oturduğu tahtın sadece tek kişilik olmasında gizliydi. o an bunları düşündüm.
norveç tanrıçasını aşağıya yanıma, yani gerçekliğe çağırdım. sen gel aşağıya tanrıçam ben buradayım, dedim. seni bekliyorum, dedim. benim de şehvete ihtiyacım var, benim de sevilmeye ihtiyacım var hadi n'olur gel, dedim. bunları hangi dilde söylediğimi bilmiyorum, zaten bunun pek önemi de yok aslında. nasılsa bir surete bürünüp inebilirdi yanıma. yanına şehvetini de alabilirdi, ipekli giysiler içinde gelebilirdi, gözlerinin başladığı ve bittiği yeri alabilirdi, teninin ışıktan soyut beyazlığını ve saçlarının dağınıklığını yanına alıp gelebilirdi. yanına ne isterse alabilirdi nasılsa. veya öylece de gelebilirdi. ben yukarıya nasıl çıkacaktım ki zaten, delirmiş olmalı? fakat bir norveç tanrıçası aşağıya yanıma kolaylıkla inebilirdi. istediği an bunu yapabilirdi. tahtından bakarken beni apaçık görebiliyor mu, parıldayan yeşil, parıldayan mavi ve parıldayan rengarenk kuzey ışıkları bana kadar ulaşıyor mu acaba? diye sordum kendi kendime o an. ne de olsa beni aydınlatan kuzey ışıklarım yoktu. ama sonra şunu düşündüm; benim de kendi içimde bir ışığım vardı. aşağıdaki karanlık içerisinde parıldıyordum. bir tanrıça bunu kolaylıkla görebilirdi. bir norveç tanrıçası çağırmasını bildiği gibi gelmesini de bilmeliydi. bir faniden istediği şeyi önce kendisi var etmeliydi. olan biten yalnızlığım ise yaşadığım hayatın tek kişilik olmasında gizliydi. o an bunları düşündüm. etten ve kemikten olma fani bir insandım.
terapik dialoglar #77
-...
-...
-konuşmak zorunda değiliz.
-biliyorum, böyle sadece susabiliriz.
-bakışmak zorunda da değiliz.
-hissediyorum zaten, istersek görebiliriz.
-dinlemek zorunda hiç değiliz.
-değiliz evet, dinlemeden de duyabiliriz.
Mart 04, 2024
kafamın aynı olduğu adamlar #81
beynimi kemiren bir şeyler var ki
...
Mart 03, 2024
kafamın aynı olduğu adamlar #80
işte bugün böyle titrek ellerle
belirsiz bir kayda koyuyorum prizmamı.
ağacın olgunluğunu tüketmeden
kasalanmış meyvenin garip tadıyla.
çağırışını fark edemiyorum bazen
yaşlı, garip kanatlanmış kulemden,
fakat bazı günler var ki cinselliğin uyanışını hissediyor
ve bir öpücük dilenmeye dişiye gidiyorum
ve böylece beni arkadaş diye çağırmayanın
ruhunu hiçbir zaman öpemeyeceğimi anlıyorum.
arada olur öyle #151
algı böyle bir şey evet #120
bu kimin hayatı?
şirin ben gölgeyim dedi,
ışıkla var olurum sadece.
ama dün birini vurmuşlar,
avucunda adım yazılı.
hayatı var edersin sadece.
ama dün birini vurmuşsun,
avucunda adın yazılı.
terapik dialoglar #76
-merhaba, biz daha önceden tanışıyor muyduk sizinle?
-yok hayır, sanırım ilk defa tanışacağız.
-peki.
geleceğe not #34
ne düşünüyorum biliyor musun? nasıl olsa hatırlarsın ama sana birkaç ipucu bırakıyorum bugün. istese dünyayı parmağında çevirecek -ki çeviriyor da, her istediğinde- birinin gecesine konuk olmak bambaşka bir his. nefis. karşında oturdukça, orada seninle olacağı için üzerine büründüğü en güzel ruhuyla karşında oldukça, sadece sen ol ve anın tadını çıkar. bak, dinle, hisset ve var et. bunu yapabildiğini biliyorum zaten ama öğüt bunlar işte, dinle beni. belki de bu kadarı zaten yetiyordur bu hayatı kurmaya, unutma. düşünsene rüyasında seni görüyor bugün, seni düşünüp uyuyor. uykusuzluktan gözleri yanıyor ama direniyor uykuya, senin geç gelecek bir cevabını bekliyor. seni, o var ediyor. onu, sen var ediyorsun. bütün hücreleri rahat uyumak için senin geciken cevabını beklemek üzere yorgunluğa ve uykuya direniyor. bunu yapıyor da. gerçeklik burada başlıyor zaten, bunlar gerçek. bu his dünyaya bir şekilde gelmiş olan bizler için yaşanması ender şeyler belki de kim bilir? bunlar yaşanıyor, tam da şu an ben sana bunları yazarken yaşanıyor. bunlar gerçek. sana öğütlediğim bu cümlerleri de zaten bu gerçek hisler düşündürüyor. hep sorarız ya kendimize yıllardır 'neden buradayız?' diye, 'neden bu kadar yoğun ve gerçek oluyor bende hayat?' diye. işte bu yüzden buradayız, hayattayız. bak, dinle, hisset ve var et. başkası söylerse hemen inanma tabii bir düşün bunu ama bak ne diyeceğim; 'sen sadece kendin gibi ol, özgürsün' demek seni hayattan, kendinden ve ondan, gerçek hislerden, olandan ve olacak olandan uzaklaştırmıyor. ne olacaksa öyle olması gerektiği gibi olacak merak etme. istemekten asla vaz geçme. bir veda seni o andan alıp bambaşka bir yere koyuyor ve bu gerçeklik var olmaya her zaman devam ediyor. bu, hayatın gizli bir şifresi gibi. bunu unutma.
kafamın aynı olduğu adamlar #79
kimse yok;
gel, çalalım yaşamı.
bölelim sonra iki görüşme arasında.
gel, birlikte anlayalım bir şeyler taşın halinden.
gel, daha erken görelim her şeyi.
...
terapik dialoglar #75
-çok güzel bir salıncağın var, kesin keyiflidir
-evet evet, öyle
-çok güzel bir ağacın var, kesin bilgedir
-evet evet, öyle
-çok güzel bir yolun var, kesin uzundur
-evet evet, öyle
-çok güzel bir aklın var, kesin berraktır
-evet evet, öyle
-çok güzel bir kalbin var, kesin kırgındır
-evet evet, öyle
-çok güzel bir fikrin var, kesin özgürdür
-evet evet, öyle
-çok güzel bir sabrın var, kesin dargındır
-evet evet, öyle
-çok güzel bir anın var, kesin kalmıştır
-evet evet, öyle
-çok güzel bir kokun var
-e hadi durma öyle
arada olur öyle #150
saçlarım biraz daha uzun olsun istiyor, saçları biraz daha uzun olsun istiyorum; saçlarımız birbirine benziyor. saçlarımız hep kesilmişler ama saçlarımız güzel.
gözlerimiz dünyaya geldiğimiz ilk günden beri birbirine benziyor. gözlerimiz dünyaya geldiğimiz ilk günden beri birbirine benziyor ama bakışlarımız birbirlerine sonra benzediler. bakışlarımız hep beklemişler ama bakışlarımız güzel.
benzerliklerin altındaki saçların örttüğü bu gözlerden gelen bakışlar yanlarında bir şey daha getirdiler ve o gece anladık; hislerimiz birbirine benziyor. hislerimiz hep gizlenmişler ama hislerimiz güzel.
Mart 02, 2024
kafamın aynı olduğu adamlar #78
olgun bir gece; baştan başa ve açık.
sardunyalar
ve mevsimin en sesli dalı dinliyor ayı.
evin önündeki basamaklar,
elinde fener,
meltemin savurganlığına.
dinle; sesleniyor cadde uzaktan adımlarına.
senin gözün değil karanlığın ziyneti.
sars göz kapaklarını, geçir ayakkabıları ayağına, gel.
ve gel ay kadınının seni ikaz ettiği yere.
ve otursun zaman seninle bir kerpiç üstüne.
ve gecenin mırıltıları cezbetsin bedenini bir kıta şarkı gibi.
bir zahit var orada: diyecek sana:
en iyi şey, aşk hadisesinden sana bakışa ulaşmak.
her yerde bir kırmızı var. #56
o karşımda, ucu yere değmiş bir gökkuşağı gibi, ama gerçek, uzun, şık bir şekilde parıldıyor, özlemle gülümsüyordu. gözleri kızıl kahverengiydi, giysisi gök mavisi kadifeden ceketli, kırmızı bir ipektendi.
arada olur öyle #149
kafamı yerden kaldırmadan, kulağımda müzikle -neyse ki-, insanların arasında saatlerce yürüdüm. yürüdüm ve düşündüm; anladım. düşündükçe, kendimle birlikte neleri var ettim kim bilir?
kafamın aynı olduğu adamlar #77
...
bahçemiz gölgesindeydi bilgeliğin
duygularla bitkilerin düğümlendiği yerdi bahçemiz.
bahçemiz karşılaşma noktasıydı bakışın, kafesin ve aynanın.
bahçemiz bir yaydı belki saadetin yeşil çemberinden.
o gün tanrı'nın ham meyvesini çiğniyordum düşte.
felsefesiz su içiyordum.
koparıyordum dut, bilgisizce.
yarılınca bir nar, elim istek fıskiyesi oluyordu.
çağırınca bir çilov, yanıyordu göğsüm işitme zevkiyle.
bazen yalnızlık dayıyordu yüzünü cama.
geliyordu şevk, atıyordu kolunu his boynuna.
...
neler görmedim ki yeryüzünde:
bir çocuk gördüm; kokluyordu ayı.
kapısız bir kafes gördüm; kayboluyordu içinde aydınlık.
bir merdiven: çıkıyordu aşk oradan melekût damına.
bir kadın gördüm: nûr dövüyordu havanda.
öğleyin sofralarında ekmek vardı, yeşillik vardı, şebnemin hicrânı vardı.
sevginin sıcak kasesi vardı.
...
Mart 01, 2024
kafamın aynı olduğu adamlar #76
işte ben hep böyle garip mahzun,
bir şey beklermişçesine yaşıyorum.
bazan öyle günlerim oluyor ki, elâgözlüm,
ne oldu, nasıl bitti şaşıyorum.
bazı bilmem, gün nasıl başladığında,
kayıp kayıp gidiyor dünya bıkkın bakışlarımdan.
yaşıyorum, yaşıyorum da bitmiyor,
bir tutam sakız oluyor ağzımda zaman.
yaşamak ne kadar çekilmez gelse de arasıra,
bu görmek, bu sevmek, bu aziz sıcaklık tende.
bu bir nimet, bu bir nimet, bu elâgözlüm,
bu yaşamak bir şiir; harikulâde.
sen ki, saçından tırnağına kadar
bir hürriyete bedelsin,
bu ılık saçlar, bu gözler; fakat her şeyden önce
yaşadığın için güzelsin.
algı böyle bir şey evet #119
yardım için karanlık yönlerimize
sağlıklı saatler verilir
uyuşmazlarsa dünya ile
sessizce düşerler cennetin peşine
Şubat 29, 2024
algı böyle bir şey evet #118
sanırım beni birden uyandıran şey kokuydu.
orada (tıpkı hayvanat bahçesi gibi) pis kokusu vardı çaresizliğin,
ve korkulu bir umudun, ayrıca da kokmuş bir saplantının
ki bu da pis kokan ikisinin bir karışımıydı sanki.
benim hayalperest burnum biraz abarttı belki de;
ışıl ışıl aydınlık bir salonda açtım gözlerimi.
hatırlıyor musun beni götürüp gösterdiğin
glasgow borasası'nı? oraya benziyordu.
çevremde yivli sütunlar vardı, krem rengi ve altın sarısı,
bunların üzerinde kemerli bir tavan, mavi ve beyaz,
oradan sarkan parlak kristal avizeler
aşağıdaki her şeyi pırıl pırıl aydınlatıyordu;
şık insanların rulet oynadığı altın masayı.
duvarların dibinde divanlar vardı, kırmızı peluş,
orada daha şık insanlar oturuyordu, ve biri de bendim.
ve weddernburn yanımda dikiliyordu,
ve hemen yakınımızdaki masaya dikmişti gözlerini,
ve "görüyorum. görüyorum. görüyorum" diye mırıldanıyordu.
uykusunda konuşuyor sandım gözleri açık halde,
benim yaptığım gibi. dedim ki,
(yumuşak ama kararlı bir şekilde) "otelimize gidelim,
sevgili duncan. seni yatağa yatıracağım."
dik dik baktı bana, sonra başını yavaş yavaş salladı.
"henüz değil. henüz değil. yapacağım bir şey var.
biliyorum içinden hor görüyorsun benim beynimi-
kamışımın bir uzantısından ibaret
ve taşaklarım kadar işe yaramaz sanıyorsun ou.
söyleyeyim sana, bella, şimdi bu beyin
güçlü bir olay yakaladı diğer herifler şans diyor buna
çünkü yakalayamıyor onlar bunu. şimdi görüyorum ki
tanrı, kader, alınyazısı, tıpkı talih ve
şans gibi
ciddi bir isim yazan etiketlerin altında
cehaleti yücelten lakırdılar.
kalk kadın ve benimle birlikte oyuna katıl!"
masadakiler başlarını çevirip uzun uzun baktılar
biz yaklaşırken.
benim aklım köşeli #114
hayatı ıskaladığım bir anda içimde bir his beliriyor. bu his birdenbire belirmekle de kalmıyor aslında, o kadar anlık bir parıltı değil, peşinden koştuğum his bu. anlıyorum. bu his bir anda belirmiyor, daha çok günüme doğuyor. apansızca bana, bu hayata geliyor. gözlerini dünyaya açıp ilk defa ağlıyor. çığlık çığlığa ama sessiz sedasız ağlıyor, muhtemelen korkuyor. bir sarılıp kokluyorum, sarıp sarmalıyorum, göbek bağını kesiyorum, canımız acıyor. yaralarımızı sarıyorum ve ona sakin huzurlu bir yatak veriyorum. acımız diniyor. yanına uzanıyorum. artık ağlamıyor, belki de hayata geldiği bu dünyayı artık hissediyor. alışıyor. o uyuyor, ben uyumuyorum.
Şubat 28, 2024
yol çizgileri #55
yolda çizgiler var.
yolda güneşle birlikte rüzgar da var.
rüzgar esiyor, rüzgar çizgili.
güneş ısıtıyor, sıcaklığı çizgili.
güneş gölge getiriyor, gölge de çizgili.
yolda arabalar var, arabalar da çizgili.
yolda yürüyen insanlar var, aslında yolda çizgiden çok insan var.
ama insanlar da çizgili.
kafamın aynı olduğu adamlar #75
algı böyle bir şey evet #117
sybille bedford bir yerlerde şöyle yazmıştı: insan gençken kendini bir bütüne, insanlığın temel ilkelerine bağlı hissetmez, insan gençken bir sürü şey dener çünkü hayat bir genel prova gibi algılanır, perde gerçekten açıldığında değiştirilebilecek bir prova gibi. ama gün gelir perdenin her daim açık olduğu kafasına dank eder. sahnelenen, oyunun kendisidir.
Şubat 27, 2024
kafamın aynı olduğu adamlar #74
kuşlar, mırıltıları geliyor.
ve bir mesaj gitmiş ovanın yönsüzlüğüne.
bir sığır çamların altında,
edebiyet çitlerde.
her yaprağın dibinde sallanmakta bir kuruntu.
yok bir söz;
yok bir isim.
aşağısı, renksizlik yolu.
yukarısı, uyum güneşi.
algı böyle bir şey evet #116
bir rüyanın içindeyim, bileklerim sade bir suda
yılları var şarapların, sallanırken şu sofrada
kadehin ağzında bir ay, yarısı bulutlarla firar
yukarıyı hayal ettim, bir aşk acısı koynumda
bir sevgilim vardı, kolları şimdi kimin boynunda?
düşmüş delinin yıldızı
yüzüyor ayağımın ucunda
rüyamın en garip yerindeyim
düşmüş aşkların en haksızı
yanıyor kalbimin ucunda
ve ben hâlâ onun elindeyim
bir şarkının içindeyim, bileklerim sade bir suda
susları var dudakların, ağlıyorken şu sofrada
kadehin ağzında bir ay, yarısı bulutlarla firar
yukarıyı hayal ettim, bir aşk acısı koynumda
bir sevgilim vardı, kolları şimdi kimin boynunda?
düşmüş delinin yıldızı
yüzüyor ayağımın ucunda
rüyamın en garip yerindeyim
düşmüş aşkların en haksızı
yanıyor kalbimin ucunda
ve ben hâlâ onun elindeyim
yol çizgileri #54
humata, hūxta, huvaršta.
rüzgar, gökyüzü, sonsuzluk, güneş ve bir de sevgi her yolu güzelleştiriyor. bir an için üzerinden -veya içinden- geçtiğin yolda o bir an içerisinde koskoca bir hayat oluşuyor, kayboluyor, oluşuyor, kayboluyor..
sen yolda giderken kenarda bir yerde kuşun biri su içmek için ürkekçe bir su birikintisine yaklaşıyor mesela. rüzgar esiyor. önce sağına soluna bakıyor, güvenmiyor. tedirgin. kaygıyla içilen bir yudum suyun az ilerisindeki tırtılın ise dünya umrunda değilmiş gibi çimenden çimene öyle umarsız bir yürüyüşü var. gören "bu ne rahatlık?" der. ama işte evi yok, döneceği bir yer yok, bekleyeni de yok zaten sırf durmamak için sadece yürüyor ama ona sorarsan hayat öyle gelişmiyor. hayat durmuyor, oluyor. gökyüzü berrak. tırtıl yanılıyor. bunları gören az ötedeki bir ağacın dalları birbirine çarpıyor. hava hışırdıyor. az kaldı bahara der gibi son bir kuru gürültü peşindeler belki de kim bilir? ağaç, kendi kendine, baksana ne güzel işte kuş uçuyor, bak bak görüyor musun tırtıl umarsızca yürüyor ama ben hep burada böylece duruyorum diyip iç geçiriyor. hava hışırdıyor. fikrini kimse sormamış ki zaten öylece bir ağaç olmuş, orada öylece duruyor. anlatıyor. sessizce, fısıldarcasına konuşuyor. sonsuzluğu basitçe anlatmaya çalışıyor.
kuş, ağacı duyunca su içmeyi bırakıyor. tedirginliği geçiyor. kafasını kaldırıp "ne kadar güzel bir ağaçsın!" diyor dudağının kenarındaki su damlasıyla. kuş "ben hep burada mıydım, sen hep burada mıydın?" diye sorunca ağaç "buradayız evet" diyip ekliyor; burada yaşıyoruz. birbirine çarpan dallar duruyor. bir an sessizlik oluyor, herkes düşünüyor ama tırtıl hala yürüyor. bu ne şimdi? diyen anlamsız sallanmalar arasında kuru gürültücü dallar tam da senin yoldan geçtiğin o an tüm bunları birbirine soruyor; "tüm bunlar gerçek mi?". tırtıl olan biteni duyup görüyor, yüzünde tebessümle yürüyor. umursamıyor. çimenden çimene umarsızca yürüyor.
kuş ağaçla konuşuyor, yol suyla bölünüyor, ağaç tırtılı çağırıyor, çimen kuşa bakıyor. yolda güzel şeyler oluyor.
geçtiğin yoldaki bir saniyede hayat oluşuyor, kayboluyor, oluşuyor, kayboluyor ve tekrar oluşuyor. yollar kendi güzelliğini kendi içerisinde zaten var ediyor. sorman gereken soru şu; "tüm bunlar gerçek mi?".
terapik dialoglar #74
-merhaba. menü alabilir miyiz ya çok pardon?
-qr kod var efendim buradan bakabilirsiniz.
-aa peki tamam teşekkürler, bir bakalım.
her yerde bir kırmızı var. #55
değişiyorum. yeni birine dönüşüyorum, bunu hissediyorum. bunu, kendimden uzağa gitmeden yapıyorum. o çağlardayım.
dinliyorum. yeni birini görüyorum, onu hissediyorum. bunu, ondan uzağa gitmeden yapıyorum. o anlardayım.
Şubat 26, 2024
algı böyle bir şey evet #115
hayatı bu gördüğümüz olan bitenden sınırlı zannetmek hatadır.
hayat, henüz yaşanmamış olandır.
Şubat 25, 2024
Şubat 22, 2024
her yerde bir kırmızı var. #54
Şubat 21, 2024
aynı dertten muzdarip #69
ceketlerimizi giyip ayaza çıktık, hava kararmıştı bile ya da bir fırtına yaklaşıyordu. pizzacının önünde durmuş vedalaşırken hava iyiden iyiye kapandı. ne kadar çok lamba yakarsanız yakın, masaya, cam kenarlarına ne kadar çok mum koyarsanız koyun, alışveriş merkezleriyle dükkanların kapılarında, noel partisi verilen villaların girişlerinde ne kadar meşale yakarsanız yakın yine de binaların içine sızan, yayılan türden bir karanlık, bastıran, işgal eden bir karanlık vardı. yukarıdan, gökyüzünden gelen bir karanlık değildi bu, aşağıdan, çürümüş halde karanlıkta tek başına yatanların durduğu soğuk topraktan geliyordu, buz kesmiş, titreyen ağaçların donmuş dallarından gürül gürül akan bir karanlık, bıçaklarla dolu bir karanlık, bedeni ve ruhu yaralayan bir karanlık, ardında görünür yaralar yerine kanın, akkanın ve düşüncelerin akışını engelleyen boğum boğum yara izi ve düğümler bırakan bir karanlık, tekliyor, duruyor ve çözülmez, sıkı bir kördüğüme dönüyordu.
Şubat 20, 2024
terapik dialoglar #73
herzog: ağır makineleri kullanan insanlar kimler ve onları antarktika'ya getiren şey neydi?
pashov: bu uzun bir hikaye. zihnin pek çok farklı bölgesini ve birçok fikir dünyasını keşfettim ve bunu yapmaya okuma yazma dahi bilmeden başladım. büyükannem bana odysseia ve ilyada'yı okuyordu, ben de bunu başarmanın yolunu bile bilmeden hayalimde yolculuğuma başladım ama aklım ve ruhum buna hazırdı. zaten odysseus'la, argonaut'larla, o garip ve muhteşem diyarlara seyahat ediyordum ve bu, dünyanın büyüsü ve dünyaya aşık olmam, hep aklımda kaldı. ve o çok güçlüydü ve tüm bu zaman boyunca benimle birlikteydi.
herzog: peki nasıl oluyor da burada, dünyanın öbür ucunda birbirimizle karşılaşıyoruz?
pashov: bence birbirimizi bulmak için mantıklı bir yer çünkü burası haritanın kenarından atlamak isteyen insanlar için neredeyse doğal bir seçilim işlevi görüyor ve hepimiz burada haritanın tüm çizgilerinin birleştiği yerde buluşuyoruz. güney kutbu'nun güneyinde hiçbir nokta bulunmuyor. ve burada tam zamanlı seyahat eden ve yarı zamanlı çalışan nüfusun oldukça büyük bir kısmının bulunduğunu düşünüyorum. yani evet, buradaki insanlar profesyonel hayalperestler. her zaman rüya görürler ve bence büyük kozmik rüyalar onlar aracılığıyla meyve verir. çünkü evren bizim rüyalarımız aracılığıyla rüya görür. bence rüya görmek, gerçekliğin kendisini öne çıkarmasının birçok farklı yolundan biridir.
her yerde bir kırmızı var. #53
uykudan daha sessiz bir şey var
bu mahrem odanın içinde!
göğsünde ince bir dal taşıyor-
adını söylemiyor kimseye.
kimi dokunuyor ona, kimi öpüyor-
kimi ovalıyor hareketsiz elini-
sahip olduğu basit çekimi
aklım almıyor!

