niye gülüyorsun?
ismi değiştir, anlatılan senin hikayendir.
HER GÜNEŞLİ PAZARTESİLERİ ÖNCE SAKALIMA GİDER PARMAKLARIM. YENİ BİR HAYATA BAŞLAMANIN HİSSİ ONDAN YÜKLENİR GÜNÜN İLK HİSSİZLİĞİNİN TADINI ÇIKARAN BEDENİME. HATTA DÜNYAYI AHESTE AHESTE DÖNDÜREN BİLE O OLABİLİR!
an anı kovaladı, günler günleri kovaladı, yıllar yılları kovaladı derken yalnızlığa da alıştım böylece.
kafasında minimum bir tahtası eksik olan kişiler, yani toplumun tabiriyle deliler, öldüklerinde tahtalı köyü boylarlar. tahtalı köye başka hiç kimse kabul edilmez. biz deliler rahatça yaşarız tahtalı köyde.
kendi kendime nasıl bir oyun kurduysam artık, ne geliyorsa kendince öyle olduğu gibi yaşanıyor. yıllar evvel düşündüğüm olası şeyler yıllar sonra zamansızca oluveriyor, gördüğüm imgeler kendince beliriyor, merak ettiğim şeyler ise kendi kendine cevaplarını buluyor. tüm bunların arasında rüzgarda özgürce savruluyorum.
hayatı iyisiyle ve kötüsüyle kabul ettiğim için mutluyum. bazen canım yanıyor ama mutluyum. bazen hayatın güzelliğine şaşırıyorum ve yine mutluyum. tüm bunların arasında rüzgarda özgürce savruluyorum.
magda lemonnier gazetelerden kelimeler kesiyor. bu farklı boyutlardaki kelimeleri kutularda saklıyor. kırmızı kutuda öfkeli kelimeleri saklıyor, yeşilde aşk dolu kelimeleri. mavi kutuda tarafsızları. sarı kutuda hüzünleri. saydam kutuda da büyülü kelimeleri saklıyor.
bazen kelimeler istedikleri gibi karışsın diye kutuları açıp masanın üzerine boca ediyor. o zaman kelimeler ona olmakta olanı anlatıyor ve olacakları haber veriyor.
önceki bir muzdarip dertlerde dediğim gibi; herkes kendi hayatıyla meşgul, herkes kendi hayatında yaşıyor. herkes bir hayatın içerisinde ve o hayatı yaşıyor. aynı dertlerden muzdarip insanlar da kendi hayatında bir şekilde var oluyorlar.
nesini söyleyim canım efendim
gayri düzen tutmaz telimiz bizim
arzuhal eylesem deftere sığmaz
omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
benim bu gidişe aklım ermiyor
fukara halini kimse sormuyor
padişah sikkesi selam vermiyor
kefensiz kalacak ölümüz bizim
serdarî halimiz böyle n'olacak
kısa çöp uzundan hakkını alacak
mamurlar yıkılıp viran olacak
sonunda dağılır ilimiz bizim
gezintiye çıkmanın sırrı, kendi dik kafalılığımızın esiri olmuş, meşgul ve kutuplaşmış yaşamlarımızda nadiren karşılaştığımız, zihnin bu 'müsait olma' halinde saklıdır. müsait olmak, vazgeçmenin ve eylemin az rastlanır bir sentezidir ve yürürken zihnin bütün melekelerini harekete geçirir. ruh âdeta görüntüler dünyasına uygun hale gelir. ne kimseye verecek hesabı vardır, ne de tutarlı olmak zorundadır. neticesiz bu oyunda, dünya, aylak aylak gezen maymun iştahlı kimseye, ciddi ve sistematik gözlemciye nazaran kendinden daha fazla şey bırakıyor olabilir.
bütün bu keşif ve sevinçleri sadece açık bir zihinle yürüyenler tecrübe edebilirler. gezintiye çıkmak bir yöntemmiş gibi, gezintiyi buna asla alet etmemek gerekir. ilkbahar güneşi tarafından çağrılıp, sırf kendine biraz zaman ayırmak için işiyle ilgilenmeyi bırakabilen kişinin karşısına kendiliğinden çıkar bu keşif ve sevinçler. açık bir yürekle, işleri ve kaderi bir anlığına kenarda bırakma arzusuyla çıkılmalıdır gezintiyle. gezintiden hiçbir kâr beklemiyorsak, meşguliyetlerimizi ve kaygılarımızı ardımızda, çekmecelerde bırakabiliyorsak, işte o zaman gezintiye çıkmak, var olmanın hafifliğini, kendiyle ve dünyayla özgür bir uyum içinde olan ruhun yumuşaklığını yeniden keşfe, o karşılıksız estetik âna dönüşebilir.
salındı bahçeye girdi
çiçekler titredi, durdu
mor menekşe boynun eğdi
gül kızardı hicabından
bugün en önemli şeyin hiç kimse tarafından aldatılmamak olduğunu sanırsın. ama hayatının güneşi asıl senin hiç kimseyi aldatmamaya çalıştığın gün doğacaktır.
gezerken şu yere uğradı yolum,
bu yerlerde böyle güzel olur mu?
kuğum seni uçurmuşlar gölünden,
bu göllerde böyle kuğu olur mu?
yaşama tarzı hayatımızı istediğimiz gibi yaşamamız demektir. birçok insanların hayatlarında bir hedef yoktur, bu yüzden hareketlerini düzenleyemez, belli bir idealden yön alamazlar. böyle insanların çalışması da bir oyalanmadan başka bir şey değildir. halbuki gerçek çalışmanın ilk şartı karakterin ve ahlaki sorumluluğun gelişmesi, bir karara varmasıdır. insan aldırmazlığı ancak bu şekilde yener, hayatını da bir düzene koyar.
bu düzenleme kabiliyeti iyi ile kötüyü ayırt etmekle başlar. bu ayırt etme çok önemlidir çünkü bütün kararlar buna bağlıdır.
bugün böyle seçme diye bir şey yok. bu yüzden de birçok gençler iyi, akıllı, uslu, temiz giyimli, düzgün vücutlu oldukları halde ruhlarında bir bozukluk var. böyleleri farkında olmadan ahlaksızlığa başlayıverir. çünkü disiplin sahibi değildirler. yalan söylemek istemeseler bile, gerçeği söylemek duyguları da yoktur. böylece yaşadıkları anın akıntısına kapılarak her şeyi yapabilirler. hayatta utandırıcı bir duruma düşmek istemiyorsak kendi kendimize sıkı bir disiplin sahibi olmamız gerekir.
içimde yeryüzü konuştukça anlıyorum ki
bölünmüş bir hatırayım ben dünyaya dağılan
ve şimdi biliyorum neden yaş akıyor
atımın sol gözünden
bir çocuk kayaya oturdu, taş attı denize
deniz doğdu
sonra güneşi uydurdu, ısındı elleri
bulutlardan koptu bir yağmur
hem ılık hem de mağrur, ıslattı saçını
saçları doğdu
denize özenmiş iskele üstüne binse de içine çekti onu
çürüdü zamanı unutunca, hesapsız atlayınca
uçurumlardan
güzelim toprak, güzelim hava, güzelim ağaç ve şaraba dönecek güzelim üzüm taneleri; teşekkürler. en güzel gecelerimde toprak, hava, ağaç, ben ve bir kadın ve şaraba dönmüş üzüm taneleri var. güzel gecelerim var.
güzelliğin on par'etmez bu bendeki aşk olmasa
eğlenecek yer bulamaz gönlümdeki köşk olmasa
insan hayatındaki devinimi, tüm bu evreni, dönen yıldızları, delice halleri, kendi kendini yaratan bu gerçekliği, sevmenin ve sevilmenin değerini, en nihayetinde de tüm bu olan bitenin özetini buluyorum hep bu dizelerde. neyin nerede başlayıp nerede biteceğini anlatan onlarca şey var ama bu anlatılanlar bir başka. içinde sevgi var. olsa olsa bu kadar güzel tasvir edebilirsin insan hayatındaki devinimi.
senden aldım bu feryadı, bu imiş dünyanın tadı
anılmazdı veysel adı, o sana aşık olmasa
paralel dünyadaki yaşlanmış halini -kendini- birkaç adım önünde hızlıca yürürken görmek. seni fark etmeyecek kadar dalgın, yürüyor. ne düşünüyor acaba? nereye yetişiyor?
aşağıspiraller köyü: kafası karışmışların ve kendine sarılanların buluşma noktası. meydanda çeşme de var, kafalar rahat.
puedes pensarlos
y puedes tocarlos
y puedes sentirte cerca de su pecho
...
pero volverán
cuando estemos contentos
cuando cumplamos sueños
nos acompañarán
hasta el final
y luego volverán
en sueños