bu incecik bir veda havasıdır
parmak uçlarına değen sıcaklığı
incinen bir hayatın yarasıdır
gözümden bir damla yaş aktığında
bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
kan tarlası gelincik şafağında
HER GÜNEŞLİ PAZARTESİLERİ ÖNCE SAKALIMA GİDER PARMAKLARIM. YENİ BİR HAYATA BAŞLAMANIN HİSSİ ONDAN YÜKLENİR GÜNÜN İLK HİSSİZLİĞİNİN TADINI ÇIKARAN BEDENİME. HATTA DÜNYAYI AHESTE AHESTE DÖNDÜREN BİLE O OLABİLİR!
son on yılımda hissettiğim en güzel his bir insanı mutlu etmek, onu güldürebilmek oldu.. ne kadar da benlik bir his bu, ne kadar özlemişim bu hissi. ne kadar özlemiştim.. giderayak çok yeni bu hissin bir vücuda bürünmesi; titrek ayaklarının üzerine kalkması ve yürüyerek benden uzaklaşarak gitmesi gibi şu an. ne kadar üzgünüm şu an onu bile bilmiyorum. fakat anlarım nasılsa, gelecekte bakıp bakıp hatırlarım bunu hatta. algı böyle bir şey.
...
yorulduğum, içmeden de durulduğum günlerim de var aslında
hikayeler saklıyorum zor günler için, hepsi aklımda
aşağı doğru tırmandığım bir merdivenim var benim
hiçbir şey de anlamıyorum aslında
...
gelin gelin allı gelin has gelin
ak elinde ben olayım tas gelin
kalbindeki tasaları kes gelin
ölmeyince sakın yardan ayrılma
...
kıyafetlere sinen bir kızartma kokusu ve eve yayan gittikten sonra bile gece geç saatlere kadar gözlere batan bir sigara dumanı olur. eve hep yayan gidilir. saat birden sonra metro olmadığı için buna mecbur kalırız ama yayan gitmemizin asıl nedeni bu değildir; yürürsünüz, çünkü tek başınıza kalmak sizi biraz olsun yalnızlıktan uzaklaştırır; sizi derinliğinize tekrar götürür ve onda eşeledikçe dinlenecek bir alan bulursunuz. bir de kulaklarda aynı anda çınlayan o bardak sesleri vardır; kırılan bardaklardan saçılan parçalar insan seslerine, kahkahalara, öfke patlamalarına karışır: hayatların ve anlatılacak hikâyelerin her akşam yenilenen bir prizması.
...