sağda solda dolanırken yalnızca delirenlere ve onların kavruk nesnelerine rastlamıyordum. sokaklarda volta atan muhafızlara da rastlıyordum. genç adamlar sararmış dişleriyle büyük binaların önünde, meydanlarda, dükkânların önünde, duraklarda, bakımsız parkta, öğrenci yurtlarının önünde, şarapçılarda, garın önünde nöbet tutuyorlardı. giysileri üzerlerine oturmuyordu, ya boldular ya da dar. gözetim altında tuttukları her mıntıkanın neresinde erik ağaçları var, biliyorlardı. erik ağaçlarının yanından geçmek için dolambaçlı yolları kullandıkları da oluyordu. dallar ağırlaşmıştı. ham erikleri toplayıp ceplerini dolduruyordu muhafızlar. hızlı topluyorlar, ceplerini keselerle dolduruyorlardı. bir defada bol bol erik toplayıp bunlarla uzun süre idare etmek istiyorlardı. ceket cepleri dolduğunda hızla ağaçların yanından uzaklaşıyorlardı. çünkü erikobur bir sövgüydü. sonradan görmelere, kendini inkâr edenlere, yoktan var olan vicdansızlara ve cesetlerin üzerinde yükselenlere böyle deniyordu. diktatöre de erikobur deniyordu.
...
