Ekim 25, 2011
Ekim 23, 2011
Ekim 17, 2011
algı böyle bir şey evet #5
ve sonbahar sinsice yaklaşarak peşinde köpek gibi bir yalnızlığı üstüme sürüklüyor yine.
Ekim 14, 2011
algı böyle bir şey evet #4
kendimi herkes gibi hissettiğim zamanlardan biri şu;
"ıvır zıvır bu yeni numaram 05.. ... .. ..
isim soyisim"
merhaba, n'aber? bile yok.
Ekim 12, 2011
Ekim 08, 2011
algı böyle bir şey evet #3
yer: çarşamba pazarı & bulutların üstü
saat: öğleden sonra dört
annemi arıyorum.
pazarın içinde bir öyle bir böyle bakınıyorum, o kadar pis bir şey ki herkese bakma ihtiyacı duyuyorum. çünkü bakmadığım ve geçen o kişi annem olabilir. böyle böyle baya zaman geçirdim pazarda. ve dikkat ettim, kafamı ani olarak çevirip acaba annem mi diye baktığım kadınların hepsi fiziken annem gibilerdi. bir yüzleri değişikmiş gibi say, aynı o. dayanamayıp uzak bir yol kenarında beklemeye başladım, aklıma geldi demek ki algı böyle bir şey.
ama annemi bulamadım. başka bir yerden eve gitmiş. eh anne dedim attın beni bu kafayla insanların içine ya, neyse.
seviyorum annemi.
Ekim 06, 2011
Ekim 05, 2011
yol çizgileri #17
aslında benim mesleğim uzun yol tır şöförlüğü olabilirmiş ya. ne çevrende seni daraltan geniş insanlar var, ne yargılayan bakışlar ne de görünce geçmişe döndüğün köşetaşların.
yol ve sen.
Ekim 04, 2011
Ekim 03, 2011
benim aklım köşeli #22
bazen ne söylediğin değil nasıl söylediğin daha önemli, etkileyici, değiştirici ve gerekli olabilmekte tabi.
aynı dertten muzdarip #11
hayata karşı ilk küskünlüğümüz, yanımızda sandığımız kişileri karşımızda görmemizle başlar.
Ekim 02, 2011
yol çizgileri #16
saat gece dört.
altunizadede bi duraktayım. kıvanç tatlıtuğ, ben bide ismini bilmediğim kıvançın yanındaki yeşil gözlü kız varız. başka kimse yok. eve dönücem gece otobüsünü bekliyorum fakat param da yok. hatta abartıyorum akbilim de yok, kart boş biliyorum. hadi şöförle konuşurum diyorum da ortada otobüste yok.
üşüyorum, bir sağa bir sola volta atıyorum. harita var durakta onu inceliyorum. şuan buradasınız işaretinin haritada kapladığı alana bakıp o çemberin içinde olduğum için teselli ediyorum kendimi, en azından biyerdesin olm bak diye düşünürken bi yandan da ne diyorum ya ben diye kendi kendime atarlanıyorum. kıvanç araya giriyo hemen baba sakin ol diye. kıvançın reklam panosundaki hali biraz büyük tabi ebat olarak, gözüne bakıyorum, cıkk kesin lens bu diyorum böyle mavi olmaz. kıza bakıyorum; güzel hakkaten ne diyim, ama kişiliği nasıl acaba diyorum kendi kendime. hep ben konuşuyorum ama onlar sessiz.
acaba nasıl bitecek bu gecenin heyecanı biraz var bende o an, gerisi yorgunluk ve sıkıntı. ha bide önümden ön kaldırmış vaziyette milisaniyede geçen iki yarış motorunun verdiği ufak bi heyecan var.o da zaten hemen geçiyo, o kadar. üşüyorum, korna çalan taksilere bakmıyorum bile, heyecanlanmasın, müşteri sanmasın beni diye.
bakıyorum ohoo daha 2 dakika geçmiş. ah ulan diyorum, sevgilinin koynundayken anında sabah edersin, şimdi geçmek bilmiyosun be sen ne biçim zamansın. ne pis bişey oldun sen.
kıvançın keyfi yerinde tabi ama ben biraz gerginim. kafasının üstünde koca koca harflerle "çok sev" yazıyo, jean reklamı, tamam pantolon bu sevilir öyle alınır da ne kadar sevebilirsin ki neticede diyerekten yok arkadaş bunlar anlamıyo reklamdan diye bide üste çıkıyorum. bakma lan diyicem, muhabbet uzar diye neyse diyip ben arkamı dönüyorum.
çok sev.
eski sevgi lerimi düşünüyorum. şuan hepsi bi yerdeler. ama hiçbiri gecenin bi vakti bi durakta değil. ve muhtemelen şuan hiç birinin aklına bile gelmiyorum. gelsem bile biliyorum ki onların düşündüğü şekille aramda bayaa fark olmalı. yoksa ne işim var bu durakta benim. olmuyo kıvanç, artık sevemiyorum diyorum. yeşil gözlü kızın meraklı bakışından anlıyorum ne soracağını, daha sormadan ben söylüyorum; tamam sanki buralarda biyerde ama yok işte o çıkmıyo bi türlü karşıma, sanki geçti benden, diyorum.
susuyoruz.
böyle böyle bi saatten fazla bekledim. neticede şöföre param yok dedim, kartım da boş, bişey demedi, geçtim oturdum, yarıuyur vaziyetteki bi grup insan arasında sallana sallana giderken bi baktım yine dalmışım yol çizgilerine. böyle.
bu günü de böyle atlattık.
günaydın.
Ekim 01, 2011
aynı dertten muzdarip #10
insan uzun yıllar tenhada ve de kendiyle kalınca kalabalığa çıkmak bir yerde korkutuyor. izmir istediğin an yalnız kalabilmek açısından güzeldi ama istanbul'da mümkün değil bu durum, her yer insan dolu. en tenha dediğin yerde onlarca insan olabiliyor. onlarca insan ve onlarca hayat, muhabbet konusu ve gülmek ve haykırmak demek. ya da hiçbir şey olmasa da varlıkları etkiliyor beni. korkutan şey de bu sanırım.
Eylül 17, 2011
Eylül 11, 2011
arada olur öyle #49
i wait longing for you, baby.
there's no one around me, waiting me.
cause you know, and i know, enough to understand.
i'm a warm waiting idol, above.
Eylül 07, 2011
Eylül 04, 2011
aynı dertten muzdarip #9
böyle bir cümleyle başlayan yazının geri kalanı merak uyandırıcıdır.
"kardeş sevgiler.
çok büyük eşşeklik ediyorum biliyorum ama.."
Ağustos 21, 2011
benim aklım köşeli #20
türk dil kurumu için laiklik : din ve devlet arasındaki ilişki.
benim için laiklik : dan brown ile osman sınav arasındaki ilişki.
Ağustos 17, 2011
Ağustos 16, 2011
terapik dialoglar #24
-bi sigara versene bana ordan
-tabii, hangisi?
-winston winston
-kısa uzun?
-kısa kısa
-normal light ?
-normal normal
-kutu mu soft mu?
-kutu kutu
...
..
vs
-merhaba, bi kısa winston light alabilir miyim?
-tabii, buyrun.
-teşekkürler kolay gelsin
-sağolun iyi günler.
Ağustos 15, 2011
Ağustos 06, 2011
benim aklım köşeli #18
dün kurduğum bugün'le, bugün yaşadığım gün o kadar farklı ki, kafayı yiyeceğim. eksik olan ne, nerede yapıyorum yanlışı? bilmiyorum arkadaş.
Temmuz 24, 2011
arada olur öyle #47
alışmaya korktuğum şeye yavaştan alıştığımı gördükçe, hissettikçe; koşarak uzaklaşasım geliyo. ama nafile.
Temmuz 08, 2011
arada olur öyle #46
sanırım bi müddet internetten uzak olucam. yine çok isteyip de yazamayacağım anlamına geliyo bu. bakalım bi dahaki sefere kadar neler olcak.meraktayım? :/
Temmuz 06, 2011
arada olur öyle #45
uzun zamandır yazamıyorum. aslında nasıl yazasım var, of neler değişti hayatımda, kaldı ki hala değişiyor, ama yazamamışım. yazayım bari.
artık eskisi kadar sorgulamıyorum hiçbir şeyi mesela. nasıl böyle oldu? bilmiyorum çünkü böyle sorgulama hissinin azaldığını hissedince bile garip oluyorum. sanırım artık biraz daha yalnız oluşum, ve sessiz bir kalabalığa gidecek oluşumdan dolayı var bu his. hiçbir şey sorasım yok. resmen kapadım gözleri, "sana geliyorum istanbul, bekle beni" modeli.
iki haftadan beri bana karalar bağlatıp ne bok yiyeceğim? diye sordurtan bir seçmeli dersim vardı dönemde kalan, yaz okulu falan uğraşacaktım, bir anda değişti her şey ve en azından biraz daha izmir'de kalacak olmanın o serinliği derken bir anda açık unutulan ocakta taşan süte döndüm. bitti okul. altı yıldır bir başına yaşamanın verdiği bensellik, gerektiğinde olan bencillik, kimseyi etkilemeyen hovardalık, büyüdüm lan baksana sorumluluklarım var falan gibisinden baba olmuş gibi tavırlar, öptüğüm kızlar, kenarında oturduğum deniz, izlediğim gökyüzü gibi her şey bitmek üzere bu şehirden de giderken. buradaki "de" eki iki harf ama o kadar ağır ki.. çünkü yıllar evvel de istanbul'dan kaçmıştım.
olduk mu kürkçü dükkanına dönen canlı varlık şimdi?..
merak ediyorum neler olacak diye, ama sanki tahminlerimin hepsi tam da beklediğim gibi olacak. bari güzel süprizler sunsun bana, olmaz mı?
ya da ben en iyisi öyle olacakmış gibi düşüneyim yine de, zaten her şey düşündüğümle kalıyor. bir şey kaybetmemiş olurum.
en temiz pişmanlık hiç olmayan pişmanlık ne de olsa.
haksız mıyım? hımm?
...
..
yine uyudun demek.
Haziran 20, 2011
terapik dialoglar #23
ekmek almak için bakkala gidiyorum. on beş dakika akreptir karıncadır diye bakkal hakan abiyle muhabbete dalıyoruz. aynı bakkaldaki diğer bakkal erol abiyle de muhabbetimizin genelini müzik ve yaşam kaygısı oluşturuyor. adamlar tüm gün sıkılıyor, bence haklılar, tamam da ben neyin peşindeyim?
Haziran 16, 2011
Haziran 09, 2011
arada olur öyle #43
sırf canım çektiğinden, deniz kenarında bi ağaç dibinde, bilgisayarı açıp o parçayı dinleyecek kadar kıroyum. yapacak bişey yok.
Haziran 08, 2011
Haziran 03, 2011
geleceğe not #12
Benim adım Hamsi. Hani geçenlerde büyütmediğin, yarım bıraktığın hamsi.
Beni bilirsin. Hayatı dolu dolu yaşamak isteyen, enerjik bir balığımdır. Hızlı geçen zamana çok şey sığdırmaya çalışırım. Aileme bağlılığımla ünlüyümdür. Bir günümü onlardan ayrı geçirmek istemem. Bizde bir efsane vardır. Bana büyük büyük babam anlatmıştı. Ona da büyük büyük babası anlatmış.
Çok uzun seneler önce, denizler kir tutmaz, güneş havayı kirletmez iken, su dünyasının incileri bizlermişiz. Bütün balıklar kendilerini görebilmek için bizim yüzeyimizdeki yansımalarına bakarlarmış. Geceleri bir yandan karaya yakın yerlerde yüzerken, sırtımızdan yansıyan ay ışığıyla parıldarmışız.
İşte bu kadim güzelliğimiz, parlaklığımızmış koca koca teknelerin aklını başından alan… Daha büyümeden, bizi avlamışlar ve şimdi soyumuz tükenmeye başlamış, annem öyle dedi.
Lütfen henüz yavruyken bizi avlamalarına izin verme. Görmüyor musun geleceğimiz tehlikede? Duyduğuma göre, 21 Haziran'da benim ve diğer türden balık kardeşlerimin avlanma boyumuz hakkında karar alacaklarmış. Hala vakit var. Bizden vazgeçmeyeceğini biliyoruz.
Aslında bir süre önce bazılarınızla anlaşmaya vardık. Ne yapalım ne edelim diye düşünürken, birçok türden balık arkadaşlarımızla birlikte Greenpeace'e gittik ve konuştuktan sonra bizim hayatımızı kurtaracak, 'Seninki kaç cm' adında bir kampanya başlattılar. Sen de bizim için imza atmışsın, haberini aldık. Sana minnettarız. Ama yetmez. Beni büyütmeden yarım bırakmışsın. Şimdi beni büyütmeye devam et.
Sevgiler
Hamsi
Beni bilirsin. Hayatı dolu dolu yaşamak isteyen, enerjik bir balığımdır. Hızlı geçen zamana çok şey sığdırmaya çalışırım. Aileme bağlılığımla ünlüyümdür. Bir günümü onlardan ayrı geçirmek istemem. Bizde bir efsane vardır. Bana büyük büyük babam anlatmıştı. Ona da büyük büyük babası anlatmış.
Çok uzun seneler önce, denizler kir tutmaz, güneş havayı kirletmez iken, su dünyasının incileri bizlermişiz. Bütün balıklar kendilerini görebilmek için bizim yüzeyimizdeki yansımalarına bakarlarmış. Geceleri bir yandan karaya yakın yerlerde yüzerken, sırtımızdan yansıyan ay ışığıyla parıldarmışız.
İşte bu kadim güzelliğimiz, parlaklığımızmış koca koca teknelerin aklını başından alan… Daha büyümeden, bizi avlamışlar ve şimdi soyumuz tükenmeye başlamış, annem öyle dedi.
Lütfen henüz yavruyken bizi avlamalarına izin verme. Görmüyor musun geleceğimiz tehlikede? Duyduğuma göre, 21 Haziran'da benim ve diğer türden balık kardeşlerimin avlanma boyumuz hakkında karar alacaklarmış. Hala vakit var. Bizden vazgeçmeyeceğini biliyoruz.
Aslında bir süre önce bazılarınızla anlaşmaya vardık. Ne yapalım ne edelim diye düşünürken, birçok türden balık arkadaşlarımızla birlikte Greenpeace'e gittik ve konuştuktan sonra bizim hayatımızı kurtaracak, 'Seninki kaç cm' adında bir kampanya başlattılar. Sen de bizim için imza atmışsın, haberini aldık. Sana minnettarız. Ama yetmez. Beni büyütmeden yarım bırakmışsın. Şimdi beni büyütmeye devam et.
Sevgiler
Hamsi
Haziran 01, 2011
arada olur öyle #42
bugün dört saatlik bi finale girdim, karşılıklı giriştik daha doğrusu birbirimize (: ama bu sınavın tek özelliği uzun sürmesi değildi, yıllardır bi o sınıf bi bu sınıf bölümde gezip dolaşıp girdiğim yazılı sınavların sonuncusuydu. bundan sonra o sınıfların herhangi birinde başka hiç bir sınavım olmayacak. sınav saat birbuçuk-beşçeyrek arasındaydı ama ben üçten sonra bu ve benzeri şeyleri düşündüm hep. içerlendim, nerelere gittim geldim ohoo.
ha bi de üçüncüye alıyorum dersi. yanlış olmasın.
bitti lan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





