if your dreams don't scare you, they are not big enough.
bir bar duvarı yazısı.
HER GÜNEŞLİ PAZARTESİLERİ ÖNCE SAKALIMA GİDER PARMAKLARIM. YENİ BİR HAYATA BAŞLAMANIN HİSSİ ONDAN YÜKLENİR GÜNÜN İLK HİSSİZLİĞİNİN TADINI ÇIKARAN BEDENİME. HATTA DÜNYAYI AHESTE AHESTE DÖNDÜREN BİLE O OLABİLİR!
if your dreams don't scare you, they are not big enough.
bir bar duvarı yazısı.
-abi etfal çok güzel yemin ederim*
-oğlum o da hastane lan işte diğerleri gibi
-bak etfal başka, diğerleri gibi değil kanka
-lan oğlum abartma istersen tamam hadi
-etfal başka kanka, öleceksen etfal'de öleceksin
*şahit olduğum dialog.
üç saniyelik bir video var telefonumda. üç saniye. bazen play tuşuna basıp üç saniyeliğine yok oluyorum bu hayattan, sadece izliyorum. binlerce olasalık arasında, hem de ellerimizin arasından kayıp geçen onca yılı düşünerek, bu yaşadığım olasılıkta olmayı bazen gerçekten anlamıyorum. söz söylemeye dahi çekiniyorum sana bu güzel tokadın için sevgili hayat. bazen öylece saniyeleri sayıyorum kendi kendime.
-replikamın şifresi neydi ya of ne koydum acaba?..
-aga replikana sorsan ya bunu hm?
tütsü severim. daha önemlisi kokuyu sever ve önemserim. tütsü çubuklarını yakmak için kullandığım tütsülüğüm ikibinsekiz'den kalma; toprak çocukları hatırası. geçen bu onaltı yılda çok sayıda tütsü yanmaya başladı ve yana yana kendini tüketti. her birinde başka bir durum, başka bir gün sonu, bir başka aşk, başka bir haftanın özeti, bir başka insan ve başka bir gece oldu. nihayetinde her şey ve her koku birbirine karıştı. en masumu, tüm yanıp tükenmelere şahit olan eski dostum tütsülük oldu.
kalbimi delip geçen şarkılar isimli bir listem var. adeta zamanda yolculuk gibi. sadece ben biliyorum bu şarkıları, liste bende. yeterli.
-havapark doluydu, arabayı aşağıya kaldırıma bıraktım bugün.
-değnekçilerin şakası yok vala geçen gün birini ışın tornavidasıyla deşmişler diye duydum, konuşuluyor çokça.
-hakkımızda hayırlısı.
eğri cetvel doğru çizgiyi göstermez. kendinizi ve yaşadıklarınızı bu gerçekliğe göre yeniden yorumlayın.
günlerden bir gün hiç kimsenin veremeyeceği bir kararı vermek durumunda kaldım ve artık bu kararı vermenin zamanının geldiğini de biliyordum. kırmızı böyle bir şey.. çalışırken karşımda bana bakan ve dinlenirken de sırtımı yasladığım duvarları kırmızıya boyadım. bana ait olan tek yerde kırmızılar içerisindeyim.
hadi arkadaş olalım! diyenlere hemen inanmayın. aman sakın. arkadaş olmak başka bir hale benzemez dikkatinizi çekerim. biraz durun mesela az bekleyin; bir ses, bir temas var mı? sizi merak etmiş de bir hatrınızı sormuş mu mesela geçen zaman boyunca? bir bakın sizin iletişiminize cevap vermiş mi? yoksa siklememiş mi? bahaneler? en boktan ya da en güzel geçen günün sonrasında bunu anlatmak istemiş mi size? sizi böyle günlerde dinlemiş mi? bir düşünün. dikkat edin. bunları kendi süzgecinizden geçirin. arkadaşlık müessesesini ele ayağa düşürmeyin n'olur. arkadaşlık önemlidir.
geçen gün sanırım dört ve yukarıya yuvarlarsak beş ayın sonunda plansız bir şekilde evden öylece çıktım ve kendimi bildiğim sokaklara bıraktım. bu bildiğim sokaklar tabii ki kadıköy sokaklarıydı. aslında her şey olağan ilerledi kendimi insan seli yaşanan kalabalık bir caddeye ulaştırana kadar. muhtemelen (otoriteler bunu onaylarlar) en kalabalık caddeye girdiğimde ise beni ağlayan bir adam karşıladı. yaşı kaçtı, derdi neydi? bilmiyorum.. karşımdan ağlayan gözlerle yürüyerek gelen kişi yanımdan aynı hislerle geçti ve uzaklaştı. aklıma bizâtihi kendim geldi; kendim, ben. böyle benzer şekilde çok popüler caddelerden ağlayarak yürümüşlüğüm var, oldu öyle şeyler. eski zamanlara gittim ve bu arada geleceği de düşündüm tabii ki.. insan denen canlı bunları yaşıyor, arada oluyor.