bilenler bilir, 169 diye bi otobüs hattı var izmirde. yıllardır bişekilde itiş kakış bindiğim yada o kadar olmasa da hep kalabalık olarak aklımda kalacak olan o koca körüklü otobüs alakasız bi durakta önümde durdu, bindim; bomboş. kentkartın sesi yankılandı resmen otobüsün içinde. lan dedim noluyo, kamera şakası falan mı? baktım hakkaten boş, kimse yok ama. bi şöför bi ben (: daha önce çok bindim boş otobüse ama bu defaki ' nereye otursam ? ' kaygısının o değişik tadı ve yüzümdeki anlamsız sırıtma apayrıydı (:
bunu da yaşadık diye yazdım aklımın bi köşesine hemen.
Şubat 11, 2011
Şubat 10, 2011
yol çizgileri #3
şu ana kadar gördüğüm en uzun yol; beynim. nasıl oluyor bilmiyorum ama git git git bitmiyor. yok arkadaş. kaldı ki yaş daha çeyrek asır. çeyrek de olsa asrı duyunca garip oluyor insan bu arada, neyse. bu süre içerisinde neler yaşamışım ben? diye düşünüyorum bazen. peh.. isim şehir ülke hayvan.. diye devam edesim geldi (:
terapik dialoglar #20
-hayallerimiz odun ateşinde pişmektedir. buyrun.
-yani?
-sobalı ev iyidir. sallasana iki tane daha. uf.
-yani?
-sobalı ev iyidir. sallasana iki tane daha. uf.
Şubat 09, 2011
yol çizgileri #2
gaziantepten adıyamana gidiyoruz vaktin birinde. dolmuşun en arkasındayız. önümüzdeki üçlüde en solda bi adam, ortada bi kadın, kucağında bi çocuk, ufak daha, ikitane de ilkokul çağında fırlama, tam piç ama bi rahat durmadılar onca yolda. neyse. neredeyse hayatımın en kötü yolculuğu sayılabilecek bu yol boyunca ufaklık bi poşete kusarken annesi kafasına tepeden tepeden indiriyo tokatları. yol karanlıklaşıyo, iki şerit eski bi yol. kafa dolu. antepten ayrılmanın kötü hissi. biraz sonra kendini yeni bi şehrin ortasında bulmanın getireceği gariplik hissi. baş ağrısı. diğer yandan muhtemelen somurtmuş bi sevgili. sallanan bi dolmuş. sallanan insanlar. ilişkiler.
ve yol çizgileri_ _ _ _
ve yol çizgileri_ _ _ _
benim aklım köşeli #1
bir sussam ortalık dağılacak gibi. herkes. anlamıyorum.
herkesin kendi köşesinde kalası ya da oraya dönesi var. insanın yaptıklarının geç de olsa farkında olması güzel bir şey. saklandığım yerden çıkayım diyorum, şöyle gerdireyim bir kanatlarımı iki yana. saklanırken resmen yediğim beni, gerçi şu an bunları kendisi yenen ben olarak düşünüyorum yiyen olarak değil, o özlediğim kendimi uçup bulayım istiyorum. çok da zor değil ya n'olur herkes bir an için hep olmak istediği kendisi olsun diyorum. tam kafamı dışarı çıkarıyorum; ohoo.. kimse yok.
hakikaten n'oluyo? dünya aslında gerçekten bu kadar garip mi? yoksa çok mu basit? bir türlü cevabı gelmiyor bu sorunun. bulamıyorum.
herkesin kendi köşesinde kalası ya da oraya dönesi var. insanın yaptıklarının geç de olsa farkında olması güzel bir şey. saklandığım yerden çıkayım diyorum, şöyle gerdireyim bir kanatlarımı iki yana. saklanırken resmen yediğim beni, gerçi şu an bunları kendisi yenen ben olarak düşünüyorum yiyen olarak değil, o özlediğim kendimi uçup bulayım istiyorum. çok da zor değil ya n'olur herkes bir an için hep olmak istediği kendisi olsun diyorum. tam kafamı dışarı çıkarıyorum; ohoo.. kimse yok.
hakikaten n'oluyo? dünya aslında gerçekten bu kadar garip mi? yoksa çok mu basit? bir türlü cevabı gelmiyor bu sorunun. bulamıyorum.
Şubat 06, 2011
arada olur öyle #14
mekan üçkuyular otobüs aktarma merkezi. yere gel.
hava soğuk, üşümüşüz, sıkılmışız da. dedim bi konu açayım bari otobüs gelene kadar oyalanalım.
-neden bilmiyorum ama ben altı sayısını çok seviyorum. şanslı rakamım. yani daha dün konuştuk batıl inançlardan tamam ama bu batıl değil. bi sevgi altıya karşı. öyle düşün.
-olabilir. aslına bakarsan ne söylemek istediğini anlıyorum.(tık o anda durağa altı numaralı otobüs yanaşır.) çünkü benim de ona yakın bi düşüncem var. bende yediyi seviyorum mesela. güzel lan yedi. ne biliim.
-hıım. iyimiş. ama ben altıyı seviyorum.
diyorum, kafamı çeviriyorum ve anında pişman oluyorum. karşıdan gelen yedi mi lan noluyo. dönüp bakıyorum. onlar da sadece bakıyolar. neyse yedi numara da yanaştı durağa. dur dedim şansımı zorlayayım.
-senin ne peki şanslı numaran?
-ya aslında ben bi tane sayıyı sevmiyorum. yani birden fazla sayıya karşı hissediyorum onu ben.
-mesela?
-meselaa, onbir olabilir, üç olabilir.
-hımm .diyorum ve bi saniyede izmirde onbir ve üç nolu hat varmı, varsa da bulunduğum yerden geçip geçmediğini düşünüyorum. yok tamam diyorum kendi kendime ve bunu paylaşıyorum.
-hımm.ama ben hiç görmedim onbir yada üç diye hat. belki vardır saklıyolardır, tutuyolardır bi kenarda olabilecek güzergah için.
dememle birlikte durağa doğru hızla bi otobüsün yanaşması bir oldu.
gelen otobüs üçyüzonbir. evet, inciraltı konak.
şok...
diyecek bişey yok.şansımı zorlamicaktım.
but ı did it.
thomas
hava soğuk, üşümüşüz, sıkılmışız da. dedim bi konu açayım bari otobüs gelene kadar oyalanalım.
-neden bilmiyorum ama ben altı sayısını çok seviyorum. şanslı rakamım. yani daha dün konuştuk batıl inançlardan tamam ama bu batıl değil. bi sevgi altıya karşı. öyle düşün.
-olabilir. aslına bakarsan ne söylemek istediğini anlıyorum.(tık o anda durağa altı numaralı otobüs yanaşır.) çünkü benim de ona yakın bi düşüncem var. bende yediyi seviyorum mesela. güzel lan yedi. ne biliim.
-hıım. iyimiş. ama ben altıyı seviyorum.
diyorum, kafamı çeviriyorum ve anında pişman oluyorum. karşıdan gelen yedi mi lan noluyo. dönüp bakıyorum. onlar da sadece bakıyolar. neyse yedi numara da yanaştı durağa. dur dedim şansımı zorlayayım.
-senin ne peki şanslı numaran?
-ya aslında ben bi tane sayıyı sevmiyorum. yani birden fazla sayıya karşı hissediyorum onu ben.
-mesela?
-meselaa, onbir olabilir, üç olabilir.
-hımm .diyorum ve bi saniyede izmirde onbir ve üç nolu hat varmı, varsa da bulunduğum yerden geçip geçmediğini düşünüyorum. yok tamam diyorum kendi kendime ve bunu paylaşıyorum.
-hımm.ama ben hiç görmedim onbir yada üç diye hat. belki vardır saklıyolardır, tutuyolardır bi kenarda olabilecek güzergah için.
dememle birlikte durağa doğru hızla bi otobüsün yanaşması bir oldu.
gelen otobüs üçyüzonbir. evet, inciraltı konak.
şok...
diyecek bişey yok.şansımı zorlamicaktım.
but ı did it.
thomas
Şubat 02, 2011
yol çizgileri #1
irlanda.
niyeyse çok görmek istiyorum orayı. belki yaparım da ama işte şu an şu halimle göreyim istiyorum. sonra istersem yine giderim.
dört tane şey sayabilirim neden olarak.
birincisi setter'ler. baksana abisi/ablası tatlılığa. bide ben de böyle saç sakal dağınık geziyorum bazen (: benziyoruz sanırım.

diğeri de bizim karadenize olan hayranlığım ve oraların yeşilinin de bizimkine benzemesi. coğrafik diyelim.

diğer bir neden içkiye olan saygım (:
abartmıycan ama içicen arkadaş. cennette gerçekten şarap olduğu ne malum? di mi ama? alkol gerektiğinde iyidir, çikolatayı bakkaldan ufacık veletler bile alabildiğine göre viskin varsa sorun yok (:

son neden ise ira. peh. yakın dönem savaşçıları. o bozulmadan önceki sistematiklerini çok merak ediyorum. kolay mı arkadaş bi zamanların hiç güneş batmayan ülkesiyle savaşıyosun. güç adamlarda. neyse. her güzel şey gibi ira'da önce içeriden sonra dışarıdan dayanamadı eridi.
niyeyse çok görmek istiyorum orayı. belki yaparım da ama işte şu an şu halimle göreyim istiyorum. sonra istersem yine giderim.
dört tane şey sayabilirim neden olarak.
birincisi setter'ler. baksana abisi/ablası tatlılığa. bide ben de böyle saç sakal dağınık geziyorum bazen (: benziyoruz sanırım.

diğeri de bizim karadenize olan hayranlığım ve oraların yeşilinin de bizimkine benzemesi. coğrafik diyelim.

diğer bir neden içkiye olan saygım (:
abartmıycan ama içicen arkadaş. cennette gerçekten şarap olduğu ne malum? di mi ama? alkol gerektiğinde iyidir, çikolatayı bakkaldan ufacık veletler bile alabildiğine göre viskin varsa sorun yok (:

son neden ise ira. peh. yakın dönem savaşçıları. o bozulmadan önceki sistematiklerini çok merak ediyorum. kolay mı arkadaş bi zamanların hiç güneş batmayan ülkesiyle savaşıyosun. güç adamlarda. neyse. her güzel şey gibi ira'da önce içeriden sonra dışarıdan dayanamadı eridi.

Şubat 01, 2011
her yerde bir kırmızı var. #8
soluk kırmızı bir hırka altında sen.
hep bi kaygı var, stres var, kaygı var, stres var...
gün içinde gerçek anlamda durup napıyorum lan ben dediğim çok az zaman var. sonra yine aynı kaygı. gizli ama. hissettirmiyo da.
kafama takılanlara git diyorum, tamam doğru olan buysa olmalı. sonra uyuyorum tabi kurallara. kaldı ki kuralı bozacak gücüm yok. sonra içten içe bi düşünce. ya nolurdu böyle bi dünyada yaşamasaydık da koklayabilseydik birbirimizi diye. her gidenin ardından merak adına bu kalıyo. böyle olacakmış yapıcak bi şey yok diyip susmakla biniyo insanın omuzlarına yük işte öyle hissettirmeden. ama olsun eğer herkes bi şekilde böyle mutlu olabiliyosa bu da bişey. hem bunlar güzel hisler. yaşanası hisler.
herkes biraz cesrat etse, istediği kişi olabilse neler olcak aslında dünyada da işte bakma.
Ocak 30, 2011
her yerde bir kırmızı var. #7
oyun başlasın.
-gökyüzü?
-pamuğumun kokusu. perde?
-eiffel manzarası. deniz?
-gözyaşı. gri?
-yağmur. koku?
-ilik. kan?
-kırmızı. vefa?
-hiçlik. toprak?
-kadın. tutku?
-sarı. vişne?
-çocukluğum.
her yerde bir kırmızı var. #6
-artık bir sorumluluğun var. bununla yaşıyabilirim, yapmamı istediklerini de sen gelene kadar yerine getirebilirim diyorsan bir renk seç; kırmızı? mavi?
-mavi.
-kırmızı olcaktı.
-niye?
-çünkü her yerde bir kırmızı var. görememişsin daha.
-her yerde?
-evet her yerde.
arada olur öyle #13
"ellerin kanasın dedi sabri usta. dedi ama kanayan bir cümle kurduğunun farkında değil. gidicem ulan. gidicem. sırf aşkın aylaklığa zaferi tarihe geçsin diye gidicem.sırf bu yüzden gidicem."
der, sigarasından bir nefes alıp, dışarı bakarken pencere önündeki bu masada kendini artık daha fazla bulduğunun farkına varır yusuf. ve yazdıklarına doğru çevirir kafasını. balat'ta sabah olmak üzere.
her yerde bir kırmızı var. #5
böyle anlamazsın da beklemediğin bi anda kıymık batar eline halbuki tuttuğun şey pürüzsüz görünse de. öyle bi anda batanları içimden çıkarırken hep güneşi doğurur vaziyette buluyorum kendimi.
aynı yeşil koltuk, aynı cam önü, aynı görüntü, aynı ağaç, biraz daha kanlı ama yerler.
herkes istediği gibi uyansın bugün, ben uyuyorum sanırım.
Ocak 24, 2011
arada olur öyle #12
üzerimde yine babamın pijaması, onun kadar olmasa da birsürü düşünceyle kapıyorum bu güne gözlerimi. arada benden nasıl baba olur diye düşünüyorum bu arada. iyi olur gibime geliyo.. gece gece nereden geldiyse aklıma neyse.
belki yarın yeni bi gün olur. heyecanlıyım, merak ediyorum. hadi bakalım.
her yerde bir kırmızı var. #4

bu kez kırmızı benim.
sınavlar. grup projeleri. saçmasapan onca iş vs vs. sıkıntı hepten.
ama nasıl geçti anlamadım onca ay. onca zaman. onca sıkıntılı gün. uykusuzluk, stres, belirsizlik. kafamı kurcalayan onca şey. onca düşünce demek ki bu kadar zamandır dönüp duruyor beynimde. nasıl dayandım?
~buradaki ben yalnızım.~
okulun son günü beşe kadar rapor yazmanın verdiği o müthiş his. neyse bitti, deyişim.
herkes bir yerlerde tabii ki, alsancak başta olmak üzere; orası, burası, kim kendini nereye attıysa. ben tüm bunları kaldıracak güçte olmadığım için yine evime, her zamanki odama attım kendimi.
düşündüm, düşündüm, düşündüm.
yeter dedim. bunaldım.
akşamın saat kaçı demeden çıktım gittim şehre. üçkuyularda bi ev.
aklımda biriyle gitmiştim. orada. neyse muhabbet vs, bu kadar güzel olabilir bir yer varlığınla. göstermesen de onlara varlığını, hep dışarı da kalsan önemsenmesen de sen olunca güzel o ev.
neyse.
kahve içtik bağcan'ın elinden, kutay falıma baktı, ve vurdu yine gerçekleri yüzüme, bir bir. iyi de yaptı. diyesim var ama tabi bunlar git ve eksiklerini tamamla öyle gel dedirtti bana. hissettirdi, istemesem de. bunlara rağmen güzelden öte, düşünemeyeceğim bir gece bile olabilirdi, bir süre önce herkes bir yerdeyken onlardan ayrı olup yanımda oturan, gördüğüm, duyduğum o'nu.
ama belki de bir sürü şeyi geride bırakıp gece döndüm odama, n'apayım? gitme dendi de sanki o film daha rahat izlenir gibime geldi ben olmazsam, daha rahat senin açından, ama olmamışsa da, olsun. benim cephede de pek değişik değil zaten durumlar. olmayınca olmuyor.
~buradaki sen ayrısın.~
döndüm eve.
rembetiko.
ben yorgos.
marika hanginiz?
sabah dokuz oldu gözümde uyku yok..
hadi yeni bir gün, onun heyecanı. misafirim var. gelecek bugün.
öğlene doğru biraz uyku, sonra kalk ev toparlaması, kahvaltı, bir göz telefonda ne zaman gelecek acaba merakı, sonra sobayı yakmakla uğraş vs.
ve artık hiçbir şey yapılamayacak bir zamanda bir haber; "ben gelemiyorum". nokta.
~buradaki sen yalnızsın.~
hani bu yeni bir gün olacaktı? peh..
duramadım tabii yine evde. aslında kıpırdayacak gücü olmayan kendime yalandan bi bahane buldum hemen; uzun zamandır yürümemiştim gelinkaya'ya doğru, küçük bir iskele turu attım hemen.
oturdum deniz kenarına. sarı wosvosu olan tanımadığım gizemli kızın sitesinin yakınlarına.
oturdum. bir kırmızı tuborg. bir ben. bir bank. bir deniz.
konuştuk bayaa. herkesi düşündüm, herşeyi. yine kuramadığım daha doğrusu söyleyemeyeceğim binlerce cümle kurdum kendimce.
üç defa yıldırım çarptı bu arada.
sonra bir baktım dolmuştayım. nereye gidiyorum biliyorum tamam da niye gidiyorum? biliyorum. bu kez ama olabilecek en sağlam uyuşturucudan daha çok insanın içine sinebilen o parçanın, thodoros'un sayesinde belki de ilk kez kendim için birşeyler yapıyorum. ya da yapmalıyım. bunu biliyorum. biliyordum.
tamam içten içe biliyorum ama hakkaten bu giden ben miyim? inanamıyorum bir yandan da. nası yapabildim?, ya da neden bir an dolmuşu durdurup inemedim?, şaşıyorum. demek ki bu kez cidden doldu bardağım, hem de kendi kendime doldurdum.
~buradaki sen ayrısın.~
dayanamıyorum.
iniyorum dolmuştan. müzik susup kapı açılıyor. kendince bir kalabalık. iyi insanlar.
sense arınma terapilerindesin hala. vücudun rahat ama beynin dolu. yanlış yeri yıkıyorsun. aslında kendini yık-ıyosun. fark var.
~buradaki sen çok güzelsin~
bir sahne var sonunu merak ettiğim, onu yaşayıp gideceğim diyorum. son bir nefes alıyorum.
anlatıyorum, böyle böyle. kendime şaşmakla aklımdakileri söylemek arasında gidip gelmekle geçen bir zaman ve kontrol edemediğim kendim. neler söylüyorum. neden hala susup öpmek yerine konuşuyorum. seni bu kadar derine iten ne olabilir, nasıl büyük bir şey bu diyorum kendi kendime. çok merak ediyorum. ve konuşuyorum. kendimi anlatıyorum. ama dayanamıyorum emin ol. kaçan her şey kadar değil bu kez merakım. değişik.
anlaşılır ama eksik. hem de çok.
ses yok.
~bu yine sensin.~
aynı parça çalarken kulağımda, yürümeye başlıyorum. tabi yine güzel bir veda sahnesi oynayamıyorum.
~buradaki ben salağım~
ağaçlı yol.
yolun ortasında yürüyen bir adam ve ters yöne geçmekte olan araç şöförlerinin bana yüklediği anlamsızlık. n'apıyo bu gecenin bi saatinde yolun ortasında? bakışı, tanıyorum.
dibime kadar sokulup havlayan ama bir şey yapmayan köpekler.
aynı parçanın belirli yerlerinde elimi havaya kaldırıp lanet olsun der gibi parmağımı yere doğru sallayışım.
aydınlatma ışıklarına göre belirginleşip solgunlaşan gölgem.
sen kiminlesin bakalım?
yürü, bağır, küfret, sus, kimse yok istediğini yap.
geçenlerde boş olan durağın tam önünde ağzı açık, sadece sırtının belirli yerlerinde rüzgarın etkisiyle kımıldayan tüyleriyle yatmakta olan ölü kedi.
allahım ne oluyor deyişim.
hele bir de geceyse deyişin.
hoşgeldin deyişin.
müzik.
müzisyen.
sen.
ben.
bir buçuk saat sonra evimde, odamdayım. bakmaya doyamadığım o ağaçlı yolda kalan onca şey de beynimde.
hala aynı parçadayım ama aynı yerde değilim.
~buradaki sen ulaşamayacaksam da merak ettiğimsin~
çocuk olmak gerek.
neyse sen yola bak.
kımıldayacak gücün yoksa da bunu bilmeme izin ver.
ben yürürüm.
Ocak 23, 2011
arada olur öyle #11
tıraş olayım dedim haftalar sonra, şöyle şekle girsin saç sakal. saçı hallettik neyse, sakal kısmında makinenin azizliğine uğradım ve kaçınılmaz son; bıyık ve dudak altından çene ucuna doğru üçgen şeklindeki küçük sakalımla artık ben de bir hüseyin turan'ım. yapacak bişey yok.
ama işin yok bekle ki uzasın şimdi yaa.. peh.. neyse neyse fena olmadı :|
izmirden gidiş
ve bir gece kalbimi ışığınla aydınlatmak üzere çıkıp geldiğinde, kışın ayazında uzaklaşmam söylendi. kendimi ihanete uğramış hissettim ve ışığın gölgenin içinde eridi gitti.
arada olur öyle #10
üzerimde babamın pijaması, ayağımda ne çorap ne patik hiç bişi yok, yalınayak tuvalete kadar gidiyorum. gidebiliyorum. annem görse öldürürdü beni.
arada olur öyle #9
akşam karanlığında güzelbahçe birinci balık hali. o ışıklar ne arkadaş, neyin kafasındasınız?
terapik dialoglar #18
-...
- çirkinim lan ben?!
- yok be oolum!.. karizman var. ncıkk (göz kırparken aynı anda yanağımızı hafif geriye çekmek koşuluyla ağzımızdan çıkardığımız ve söylediklerimizi onaylayan anlamda oluşan ses ve ifadesi).
- diyosun? ( el saçta )
- hı hı, aynen.
-...
Ocak 22, 2011
kâh..
bi bakıyorum koca tanju okan karşımda. eli de böyle havada, anlatıyo bişeyler.. dinliyorum. sonra ben anlatıyorum, tepki yok. sonra bi bakıyorum sırtında bi top mermisi ortadan fazlaca büyük bi dayı "yeğen yardım et biraz da sen taşı şu yükü" diyo, "ama benim bel sakat dayı ya şimdi nası olcak ki bırak sen en iyisi onu gerek yok" diyorum. bu lafım üzerine bi muhabbet başlıyo, anlatıyorum da anlatıyorum, dinliyo, ama yine tepki yok.
iskele'nin deniz gören parklarından bu yaşananlar.
aslında burada yaşıyalı çok olmadı ama şimdiden çok acıttı beni burası,çok şey öğretti. o yüzden çok seviyorum burayı.
tanju ne diyodun sen en son? hı? kadınım diyodun evet, e söyle de dinleyelim madem hadi kaçtır hep bi dahakine diyosun. olmuyo böyle.
terapik dialoglar #17
- bari durağa camdan bi dal sigara atsaydın, sigarasız çıkmıştım :/
- durak mı hı? sen napıosun ?
-...
.
.
.
elinin körü, yok bişe, git biraz yalnız kal. anlarsın
arada olur öyle #7
yağmurlu günlerde ve hele bir de karanlık bir sokakta yürüyosam korkarım. nedeni karanlık olması değil ama, ha şimdi ha ne zaman çatırt diye bir ses duyacağım ve bir salyangozun daha ömrüne noktayı koyacağım acaba stresi yiyor beni bildiğin. bu yüzden geçen gün muhtara gidip 'sokaktaki yanmayan ışığı yaptırın lütfen' dedim ama şimdi geldim ve ışık yok hala aynı; yanmıyor. o ışık nelere kadir bilemiyor ki..
Ocak 20, 2011
Ocak 18, 2011
sanırım kapının önüne kadar geldim.
tüm kaygılarımdan sıyrılmak istiyorum. sinirlerimi zorlayan tüm düşüncelerden uzak kalmak istiyorum, bir süreliğine de olsa. sonra yine binsin ben olmanın yükü omzuma. ve tüm bunlar olurken sen de yanımda ol istiyorum.
o gün böyleydim işte, ikinci on dördünde.
Ocak 13, 2011
Ocak 09, 2011
terapik dialoglar #15
muhtemelen bir giriş cümlesi var burada ama kulaklık olduğundan nasıl bir giriş yaptı bilemiyorum, bir kaç saniye sonra ağzının oynayışından bana birşeyler dediğini anladım.
-...
-hı?
-çok oldu mu bekleyeli.-eh biraz.
-tüh. gitmiştir dolmuş o zaman.
-yok yav geliyo ara ara, beklemezsin çok.
-e sen niye bekliyosun, demek ki gelmiyo.
-yok ben urlaya gitmiyorum, ondan, urla dolmuşu var, geçiyo, gelir birazdan.
-sen nereye gidiyosun ki?
-okula gidicem ben.
-hee ekenomiye mi, hmh, gülbahçeye mi? (buradan yanlışlıkla ekonomi dediğini, aslında iyte'yi kastettiğini anlıyoruz)
-aynen teknolojiye.
-ben de dokuzeylüldeyim. tınazda.
-oof, sizin işiniz bizden zor ya. ee napıyosun zor değil mi burdan git gel.
-yok ya bucada teyzem var onda kalıyorum.
-hee iyi o zaman. ee yok mu öğrenci evi durumları?
-olmaz mı yav var, ama zaten hergün biyerdeyim ne gerek var tekrar masrafa, pazartesi cuma ordayım zaten, cuma dönüyorum.
-iyimiş o zaman. senin canın mı sıkıldı, konuşasın mı geldi? hayırdır? (yokluyorum)
-hee yok ya öyle konuşayım dedim ya, gördüm.
-urlalı mısın?
-(onaylama ifadesi) buralıyız, pazarcı ya zaten peder, elimdeki cennet meyvasından anlaşılmıyo mu? ( enteresan)
-iyimiş.
-sen nerelisin?
-erzincan ben.
-aa mustafa abi? (arabanın önüne atlar, kollar iki yana açık, sevinç dolu). abiimm! (arabaya yönelir)
..
..
-kardeeş adın ne senin?
-hüseyin hüseyin. bak bu da mustafa abi, genç olan, çok kral adamdır haa. diğeri de hala oğlu bizim.
-eyvallah.
istatistik bölümü bitirme tezi ( örnektir )
iskele bölgesi otostop istatistikleri*
-havanın güneş batmadan önceki halini fırsat bilip, manitayı da alıp arabayla turlayan her yaş grubundan gençler, beyefendiler ve dayılar.
bir hayli fazla.
-yanında annesi, herhangi bir yaşıtı, çocukları veya bunların hepsi, olmadı yalnız başına seyehat etmekte olan en olgunundan jipli ablalar.
hayli fazla.
-arkası olan veya olmayan her türlü kamyonet, transit dolmuş, minübüs vb vasıtaların kesişim kümesinde en önde sıkışık bi vaziyette oturmak zorunda kalan ama herşeye rağmen mutlu ve bıyıklı dayılarla birlikte yanında sıkış tepiş oturan adamlarla arasında yer alan bir nevi sınır anlamına gelen vitesin verdiği ender rahatlama hissini yaşıyan ve vites sayesinde az da olsa kendini güvende ve şanslı hisseden yine bıyıklı şöför dayılar.
hayli fazla.
-hayatının baharında kendisini aracın arka koltuğunda kucağında iki veya daha fazla çocukla birlikte hayatı sorgulayan şekilde bulan, genç ama sorumluluk sahibi ablalar.
bir hayli fazla.
-elinde telefon, mesaj yazarak, aynı yerden birden fazla (en son beşti) kez şuursuzca geçen kız. git artık.
fazlaca.
-dün gecenin yorgunluğunun halen üzerinde olduğu, ve yoldan sıkıldığı gayet belli olan, bunu perdelemek için de gözlükle dolmuş kullanan bıyıklı / bıyıksız şöför dayılar.
bir hayli fazla.
-cillop gibi arabanın içinde kendini film artizi zanneden bakımlı beyefendiler, gençler.
fazlaca.
-altında şahin değil de sanki bin beygir bir araç (cihaz) varmış gibi virajı olanca tribiyle dönen, araç kıçını savurdukça mutlu olan urla'lı yerli gençlik.
baya bir fazlaca.
-dünyadan bir haber, yol ve ibre arasına sıkışmış vaziyette yaşıyan insansı varlık.
pek çok.
-yanında sevgilisi, şöför yanı koltuktakta oturan, buram buram parfüm koktuğunu tahmin ettiğim, gözlükleri yüzünden büyük, hafif/tamamen kokoş dişi varlık.
hatrı sayılır miktarda.
-tüm bunlar olurken, herkesten biraz daha ayrı, gördüğü bu hayatlardan hangisini yaşayacağını kestiremeyen ve dahası yaşamak istediği şey için ne yaptığını düşünen, sorgulayan, baş parmağı havadaki kişi.
yalnız.
*işbu tez günün değişik saatlerinde fakat aynı bölgede çekilen otostoplar dikkate alınarak hazırlanmıştır.
emaye
bacamız tıkalıydı, açıldı edildi falan, rüzgardan çok etkilenmesin diye de H boru takıldı en tepeye. o gün bu gündür okula gelip giderken vs hangi evin bacasında H boru görsem bi sempati oluyo direk o eve karşı. bi de o diğer pervane gibi olan, sürekli fırfır dönenler daha bi parlak, elit kaçıyo sanki.
her yerde bir kırmızı var. #3
milletcenek trafik kurallarını bilmiyoruz. aramızda hala ambulansa yol vermek için gerekirse kırmızı ışığı dikkate almayıp aracını ışıklardan biraz daha ön tarafa kenara çekip arkasındaki araçlara da yol açması, manevra payı bırakması gerektiğini bilemeyenler var. var, gördüm bugün. o da takılmış kırmızıya. fena.
Ocak 08, 2011
wuuu
arka camı açtım , tam kafamı dışarı uzattım, böyle red kit'teki gibi wuuuu diye rüzgar sesi geldi. aynısı. bi saniye o geçen çalı mıydı? lan yoksa ben de red kit miyim ? (:
mehmene.
ferhat sırtında gürzü, vurmuş kendini yola. ya dağ, ya şirin. biri her daim gözünün önündeki koca dağ, diğeri ise dağdan büyük. ama bilmediği şeyler de var. şirin'in bir ablası var; mehmene. onu biliyor ferhat ama mehmene ne düşünür ne hisseder bilmiyor, muhtemelen öğrenemedi de. mehmene şirin'e sanki ferhat'tan daha çok aşık. ferhat içinin ateşiyle avuçlarken toprağı, yüzü asık büyücü ya güzelliğini feda edeceksin ferhat şirin'e kavuşsun istiyorsan ya da sen bilirsin diyince, mehmene gözünü kırpmadan iki damla gözyaşı akıtır yere;dünyadan ağır. güzellik ne ki der sevdanın yanında. kendisi de aşıktır ferhat'a oysa ki..
Ocak 07, 2011
neden.
-hayatta bir yerlerde gizli kırmızı bir renk var, ama bulamıyorum. bulsam tutucam, kuralları da ben koyucam ama yok. o yüzden her gece birkaç kişiyi öldürüyorum. anladın ?
- hı hı..
Ocak 06, 2011
küçük karabalık..
Ocak 04, 2011
arada olur öyle #6
kaygı.
birşeylerin sonuna yaklaştıkça insan daha fazla düşünüyor eski zamanları, olanları, olmayanları. daha çokça da artık muhtemel olamayacakları. her çıkışın bir inişi vardır diyelim, her inişin de bir çıkışı olsun o zaman.
cesaret.
ve yine sona gelme hissiyle birlikte cesaretini sorguluyor insan. en cesur anını düşünmek yetmiyor ama. şimdi ne olacak diyor içerlerden bir ses, ya sonra?
belirsizlik.
en çok da bu hakim şu sıralar. belirsizlik tek olmuyor ama; yanına stresi, kırgınlığı, umutsuzluğu da alıyor. o güçleniyor ben susuyorum.
sessizlik.
en güzeli. en yalını. ama bazen de en acıtanı ve en ağırı.
denge.
bir kez bozuldumu gel de uğraş.
hayal.
olmazsa olmaz. ama insanlar hayallerimi de kirletince o yöne de gidemiyorum. sanki kurduğum hayaller birer birer yitmek üzere kurulmuş içi boş temennilere dönüşüyor. kımıldayamıyorum.
sinir.
yıpranacak bir şey kalmadı.
umut.
acının şerbeti.
yansıma.
bazen hiçbir şeye, hiçbir kimseye kızamıyorum, çünkü bu yüzden ben oldum. her insanın kabuğunu kırdığı bir zaman vardır. bir kez kırdın mı geri de dönemezsin, yüzleşmek zorundasın yedi katmanlı dibi toprak yeryüzünde ne varsa, nereye koyduysan kendini.
nefret.
gerek yok, ona bile yer kalmıyor bazen , zamanla genleşen bir boşluk var içimde, bir de arttıkça daralan bir gökyüzü.
nefes.
insan bazen nefes almak istiyor, ama nefes alacak kimseyi bulamıyor. ya kimse oralı değil, ya da buralar çok yabancı artık.
gerçek.
kimse duymuyor. duymasın. insanın sadece kendine ait gerçekleri sırları olması gerekir bence, yoksa dönüp baktığında salt kendine ait bir şey bulamayınca gerçekler biraz acı olabilir. ben de ilkyardım çantası gibi, gerçeklerimi sırlarımı tutuyorum hep kendimde. taşıyorum. koyamıyorum kenara. o yüzden susuyorum. anlattıkça kirlenicekler gibime geliyor. yada benim olmaktan çıkmak diyelim. bazen taşıyor tabi bardak, o taşıyor ben onu izliyorum.
telaş.
böyle zamanlarda telaşlanıyorum. müdahale etmek istiyorum kendi kendime, ama o kadar güç ki. şaşıyorum.
dinginlik.
istiyorum.yeter artık.
korku.
gerek yok.
koku.
gerek var.
çekinceler.
binlercesi var aklımda, içimde, çevremde, rüyalarımda, gündüzlerimde, gecelerimde, ama olmayacak gibi de değil ki, büyüyorum.
us.
kendini bildiğin zaman her şey daha da karışık sanki.daha belirgin sancılar.
iz.
yer kalmadı uyarısı almaktan yoruldum; birikenleri sileyim diyorum; ardı ardına silinemedi uyarısı .. sıkıldım. kendimden utandım.
insan bir kez...
...eksik kalmaya görsün.
...yalnız kalmaya görsün.
...ifadesiz kalmaya görsün.
...kendinden uzak kalmaya görsün.
...sessiz olmaya görsün.
ve insan bir kez yanılmaya görsün, düğümlenmesin kendi kendine. ağlamak da yetmiyor o zaman.
hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. yitiyor.
daha eksik, daha yalnız, daha ifadesiz, daha kendinden uzak daha sessiz buralar artık.
yanılıyorum. düğümleniyorum.
ağlıyorum.
Ocak 01, 2011
ikibinonbir
zaman üstüme geliyor. düşünüyorum kim kimi yenecek diye ama sanırım yine yenilen taraf ben olucam. neyse. iyi bir gece. iyi bir yıl. iyi bir umut. daha iyi anlamsızlıklar. daha iyi yalnızlıklar, daha iyi düşünceler ve daha iyi bir belirsizlik diyelim. yeter.
bitsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



