Mart 27, 2024

terapik dialoglar #83

-abi dur sakin ol tamam!
-ne sakini lan bırak beni, duymuyor musun adam ben sanata inanmıyorum diyor?!

algı böyle bir şey evet #135

güzelliğin on par'etmez bu bendeki aşk olmasa
eğlenecek yer bulamaz gönlümdeki köşk olmasa

insan hayatındaki devinimi, tüm bu evreni, dönen yıldızları, delice halleri, kendi kendini yaratan bu gerçekliği, sevmenin ve sevilmenin değerini, en nihayetinde de tüm bu olan bitenin özetini buluyorum hep bu dizelerde. neyin nerede başlayıp nerede biteceğini anlatan onlarca şey var ama bu anlatılanlar bir başka. içinde sevgi var. olsa olsa bu kadar güzel tasvir edebilirsin insan hayatındaki devinimi.

senden aldım bu feryadı, bu imiş dünyanın tadı
anılmazdı veysel adı, o sana aşık olmasa

arada olur öyle #160

paralel dünyadaki yaşlanmış halini -kendini- birkaç adım önünde hızlıca yürürken görmek. seni fark etmeyecek kadar dalgın, yürüyor. ne düşünüyor acaba? nereye yetişiyor?

benim aklım köşeli #122

aşağıspiraller köyü: kafası karışmışların ve kendine sarılanların buluşma noktası. meydanda çeşme de var, kafalar rahat.

algı böyle bir şey evet #134

puedes pensarlos
y puedes tocarlos
y puedes sentirte cerca de su pecho

...

pero volverán
cuando estemos contentos
cuando cumplamos sueños
nos acompañarán
hasta el final
y luego volverán
en sueños

Mart 26, 2024

yol çizgileri #60

bugün otuzlarının sonundaki albert einstein gibi gezindim ortalıkta; saçlarım baya karışık, bakışlarım görenleri şaşırtıyor ve görünüşüm insanı sorgulatıyordu. sabahın ilk ışıklarında bir vapurla bir yakadan diğer bir yakaya geçtim. yukarıdan bakınca bu geçtiğim yakalar birer kıta bu arada; acayip heybetli ve havalı bence, çok güzel bir his. nereden nereye gittiğimi de düşünmedim, heybetsiz yürüdüm yani sadece benim de içerisinde olduğum hayatın kendini oluşturmasını gördüm. bugün zihnim gayet berrak, ruhum olabildiğine sakin. böylece zamanı itmeyi bıraktım; yorgunluğum bitti artık. zamanın gerçekliğine yaklaştığında seni sarıp çevreleyen ve bir nevi seni avucuna alıp sersemleten bir geçiş alanı var, etki alanı da diyebilirim buna; bu alanı bugün geçtim. zamanın görünmez kolları var. bugün zamana şekil vermeyi de, kendime zamanın neresinde olduğumu sormayı da bıraktım. geleceği merak etmeyi ve gereğinden fazla istemeyi de bıraktım. illüzyonları ve başa dönmeleri bıraktım. iyi insanları ve kötü insanları bıraktım. kendimi de bıraktım. bitmeyen rutinleri ve kaygılanmaları da bıraktım. geleceğe şekil vermeyi de bıraktım artık, yorgunluğum bitti. anı ıskalayan tüm halleri bıraktım. ve tabii koşmayı da bıraktım; sadece yürüyorum artık.

Mart 25, 2024

algı böyle bir şey evet #133

yağmurlu günlerde seviş benimle
kuşlar çinko damı gagalarken
tenimin kokusunu değiştiren yağmurlarda

sıcak öğlesonlarında seviş benimle
buhurlar tüterken tenimden
yanan toprağın buğusu soluğumken

bahar günleri dereboylarında seviş benimle
kestane saçlarında kelebekler asılıyken
yaz geceleri kurumuş dere yataklarında
sıcak kumlar yatağımız, söğütler çatımız, duvarımızken

ne olursa olsun sabahları seviş benimle
dinlenmişliğin gücü kaslarında
içinde ne varsa dökmenin hazzıyla saran
sonra ilk kez görür gibi algılaman için
her sabah öylece bırakayım seni dünyaya

Mart 20, 2024

algı böyle bir şey evet #132

koy benim yerime kendini, gelmeden üzerime
bedelini ödedim ben de, sevdiğimiz her şeyin

döndüm baktım içeri, olmuyor yok ki bunun kaçarı
bulamadım ilacı sende, merhem elimdeymiş

hak ediyorum her milimini bu dik gülüşün
ayna elimde, durur yara izi, içim üşütür
yine düşsem yine yenilsem sil baştan
ne mümkün yıkılmak, yine doğruldum bak
...

Mart 19, 2024

kafamın aynı olduğu adamlar #90

hiçbir zaman yalnız ve yürüyerek yaptığım seyehatlerdeki kadar düşünmedim, var olmadım, yaşamadım, kendim olmadım. bütün doğaya efendisiymişim gibi hükmediyorum; manzaralar arasında aylak aylak dolaşan yüreğim, çarpmasına vesile olanlarla birleşip özdeşleşiyor, büyüleyici hayallere sarmalıyor kendini, nefis duygularla sarhoş oluyor.

Mart 16, 2024

arada olur öyle #159

...
garip bir şeydir hatırlamak
sallanır anılarım salıncakta
aklım hep rüyalarda
aklım hep rüyalarda
...
kaçan hevesler birleşir, acı böyle titreşir
evi olursun susuzluğun, yuva arzun depreşir
akıl treni ruh atı, kara perdeyi kaldırın atın
koşan çocuklar, uçuşan zaman
garip bir şeydir hatırlamak
uçak camından bana bakan
gelecek ve geçmişten atak yapar
yenilirim her seferinde
ve tekerlek döner
...

arada olur öyle #158

...
saçların var yüzüne düşen, saçların ki kıvır kıvır
içiyoruz ağır ağır, acele yok gereği yok
hiç yaşanmadı gibi, yok oluverdi her şey
bu an bu hava, deniz, her şey burada kalsın
...

arada olur öyle #157

bana yürümeyi o öğretti.

her yerde bir kırmızı var. #58

söz asılı havada, ister al ister devam et
ben kırmayı istemem de kırdırır beni bana
kırdırır beni bana
mazur görsem kendimi, dört mevsim var içerimde
iç dış sulh biçiminde, ararım, bulur muyum?
ararım, bulur muyum?

benden bana seslenir, hem ilaç hem de zehir
bir maviyim, bir kırmızı
sarılarak, darılarak
dayandığım dekorlara, nasıl doydum oyunlara
içim kaçar bir göklere, gönüllere, hatırlara

Mart 14, 2024

yol çizgileri #58

1883 yılında karl marx'ın londra mezarlığındaki cenaze törenine kalabalık bir topluluk katıldı; mezarcıyı da sayarsak, on bir kişilik bir kalabalık.

en ünlü cümlelerinden biri mezar taşına kazındı: filozoflar dünyayı çok farklı biçimlerde yorumladılar, ama asıl mesele onu değiştirmek.

bu, dünyayı dönüştürme peygamberi hayatını polisten ve alacaklılardan kaçarak geçirdi.

başyapıtı hakkında şöyle demişti: benim kadar az parası olup da para hakkında bu kadar çok yazan başka kimse olmadı. kapital, onu yazarken içtiğim tütünün parasını bile karşılamayacak.

kafamın aynı olduğu adamlar #89

bir şeye sahip olmak değil, layık olmak önemlidir.

algı böyle bir şey evet #130

önce topraktım, şimdi ağaç oldum
derya denizler gibi dalgalandım, şimdi duruldum
kendimi buz gibi çok sert zannederdim
meğer ne kolaymışım, hemen eriyiverdim

her şey dün gibi inan gelir geçer
bilemezsek kıymeti hayat bizi içer
...

benim aklım köşeli #120

sabah evden çıkarken dilimizde bir şarkı var; şarkı, geceden kalma rüyalardan.

bir evin bir odasında uyuyuşumuz var bitmeyen ve yorgun bir gecede, ne güzel. başka bir evin başka bir odasında sabah bir uyanışımız var oldukça geç bir saatte, ne güzel. ne güzel döndük ana caddeden bir sokağa, dik bir yokuşu tırmandık sonra. ağaçlı bir yoldan geçişimiz var mesela, denizi solumuza almışız öylece duruyor solumuzla yanyana. o an sana bir bakışım var, ne güzel. sana baktığım o an dönüp bana bir bakışın var, ne güzel.

ne güzel ellerim var, sen söyleyince güzelleştiler. ne güzel gözlerin var, ben söyleyince güzelleştiler. bir kapıdan içeri girmiştik günlerden bir gece, karanlık ve biraz sinik, herkes kendi kendiyle. ne çok insan var. bir kapısından içeri girdiğimiz o yerden çıkıp bir başka kapıdan geçmiştik az ilerisinde, her yerin kargaşası kendinde. ne çok gürültü var. aynı şeyi düşündük belki de; ne yapıyor bu insanlar? sonra bir kapıdan daha geçip birbirimizi görüşümüz var. aynı şeyi hissettik o kesin; ne yaşıyoruz biz?

akşam eve dönerken dilimizde bir şarkı var; şarkı, gündüzden kalma rüyalardan.

kafamın aynı olduğu adamlar #88

bir kitabın, bir insanın veya bir müzik kompozisyonun değerini anlamaya yönelik ilk sorumuz şudur: yürüyebiliyor mu?

Mart 12, 2024

benim aklım köşeli #119


kafamın aynı olduğu adamlar #87

don kafa, don, öyle feci don ki
atıp yaka paça, bu hayatı taça
eni sonu andı, zamandı
yine de hadi yap

bi' fon kafa ton, öyle bi' ağır ki
sok başı kuma, gül yine de buna
sizi, bizi yok ki, bok ki
yine de hadi bas

yalan dolan, talan dolan

Mart 11, 2024

terapik dialoglar #82

kubilay: bana anlattığın bütün ülkeleri ne zaman vakit buldun da gördün bilmiyorum. bu bahçeden hiç ayrılmamışsın gibi geliyor bana.

polo: benim gördüğüm ve yaptığım her şey, kafamda, bu bahçedeki aynı sükûnetin, aynı alacakaranlığın, sadece yaprak hışırtılarının bozduğu aynı sessizliğin hüküm sürdüğü bir yerde anlam kazanıyor. yaşamım timsahlarla yemyeşil bir nehrin akıntısına karşı boğuşmakla ya da gemi ambarlarına indirilen tuzlu balık fıçılarını saymakla geçse de, düşünmek için dikkatimi yoğunlaştırdığım an kendimi akşamın bu saatinde hep bu bahçede, senin yüce huzurunda buluyorum.

kubilay: ben burada olduğumdan emin değilim, senin bana anlatacağın ülkeleri fethetmek için ordumun başında kan ter içinde at koşturacak ya da kuşattıkları kalenin surlarına merdiven dayayan savaşçıların parmaklarını uçuracak yerde, burada, fıskiyelerin yankısını dinleyerek kırmızı mermer çeşmelerin arasında mı dolaşıyorum bilemiyorum.

polo: belki de bu bahçe yarıya inmiş gözkapaklarımızın gölgesinde yaşıyor sadece, oysa ikimiz de hiç aralıksız sürdürdük kendi işlerimizi: sen savaş meydanlarında tozu dumana katmayı, ben uzak pazarlarda karabiber ticaretini; ama gürültü patırtının, kalabalığın ortasında ne zaman gözlerimizi şöyle biraz kapatsak, görmekte ve yaşamakta olduğumuz şeyleri gözden geçirmek, bir sonuca varmak, uzaktan bakmak üzere ipek kimonolarımızla buraya çekilmek hakkı doğuyor ikimize de.

kubilay: belki de bu konuşmamız şu anda çöpleri karıştıran, buldukları paslanmış kırık eşya, kumaş ve kağıt parçalarını bir araya toplayan kubilay han ve marco polo adlı iki meczup arasında geçiyor, kötü bir şaraptan birkaç fırt çekip sarhoş olmuşlar, doğu'nun tüm hazinelerinin karşılarında parladığını görüyorlar.

polo: belki de dünyadan geriye çöplüklerle kaplı belli belirsiz bir yer, bir de yüce han'ın sarayının asma bahçesi kaldı. onları birbirinden ayıran bizim gözkapaklarımız, ama hangisi içeride hangisi dışarıda belli değil.

algı böyle bir şey evet #129

eşleşme tamamlandı. hayata yönlendiriliyorsunuz. lütfen bekleyin...

benim aklım köşeli #118

içeriye attığın ilk adımla birlikte seni karşılayan -belirtmeliyim ki kedine özgü ve baş döndürücü- bir koku var odamda. o adımı atıp da artık içeride olduğun an seni saran bu koku her şeyin kokusu; ne istersen onun kokusu geliyor burnuna. neysen o oluyorsun. biraz yılların biraz hayatın biraz da benim payım var bunda. ve odanın tabii ki. odayla kendimizi burada bulduk; içerisinde yaşayan ilk insan benim, odam ilk defa bir insanla yaşıyor. tanışmıyorduk, artık alıştık. bu baş döndürücü kokularla mutluyuz. odaya şimdilerde yeni kokular karışıyor. oda, her gün sonunda benimle konuşuyor. zaten ben de en çok ona anlatıyorum insan olmanın ne demek olduğunu.

kafamın aynı olduğu adamlar #86

onlardan değilsen sana zalim derler, onlara aldırma hayyam; dostum.

Mart 10, 2024

aynı dertten muzdarip #73

eksilmesin dudağından gülüşün
eksilse yaşamından güneş
yüzün kararmasın gecede, gülümse düşlerinde yine
nereye uçar turnalar, nereye gider gökyüzü
alıp kanatlarına umutlarını geçmişin

...

isterse uçsun turnalar, isterse gitsin gökyüzü
alıp kanatlarına bulutlarını rüzgarın

...

her yerde bir kırmızı var. #57

her parmağında ayrı bir renk var. kırmızı, küçük parmağın olmuş. dokunuşu kadifeden, rengarenk.

Mart 08, 2024

algı böyle bir şey evet #128









büyümek sadece genellemelerle, benzerliklerle, var olma çeşitlerine karşı duyarlı olmak demektir. ormanlar, dağlar, ovalar, etrafımızdaki her şey anlaşılır; biz yetişkinler için bütün yollar aynı büyük manzaranın içinde toplanır. yetişkin kimse her şeye ardında bıraktığı yılların tepesinden bakar. tecrübeyle gelen bakış açısıysa her şeyi aynı seviyeye çeker, bir araya yığar, yavanlaştırır. her şey aynıya döner. yetişkin, evinin bir ülke içinde olduğunu ve ona varacak pek çok farklı yol bulunduğunu bilir.

çocuk içinse yolun ürkütücü, tekinsiz bir yanı vardır. her yol farklı bir dünyadır âdeta. birbirlerine benzemezler ve farklı evrenlere çıkarlar. çocuk çoktan farkındadır iki ağacın aynı olmadığının; hatları, boğumlu dalları, eğri büğrü gövdeleri onları birbirinden ayrı kılar. iki dut ağacı ya da iki meşe değil, şövalyeyle büyücü ve canavarla çocuktur onlar. peki, kendi eşsiz ağaç sıraları, eşsiz nitelikleri, eşsiz yol renkleri ve rastlanabilecek eşsiz insanları olan iki gezinti hakkında ne söylenebilir? her birinin farklı bir hikâyesi vardır, her biri farklı sakinleri ve hayaletleri olan farklı bir krallığın kapılarını aralar.

kafamın aynı olduğu adamlar #85

neşe, haz, huzur, mutluluk... günümüzde hepsi aynı kefeye konuyor. antik yunan bilgeleri bu iyi olma hallerini birbirinden ayırmaya büyük özen gösterirdi ve felsefe okulları da birbirinden ona göre ayrılırdı. bir süreliğine, bütün felsefe okulları bilgeliğin herkese kendi varlığının ışığını bulma olanağı vermesi gerektiği yönünde hemfikir olsa da, hayatın anlamı olarak görülen ve üstüne çokça düşünülmüş bu halin tanımı üzerinde fikir ayrılıklarına düşmüşlerdir. kireneliler, epikürcüler, şüpheciler, platoncular, hepsi de bu iyi olma halini neşe, mutluluk ya da huzura dayalı olarak birbirinden tamamen farklı şekillerde tanımlamışlardır.

fakat yürüme deneyiminin bu farklılalıklarla alakası yoktur. yürümek iyi olma hallerini farklı durumlara göre farklı derecelerde hissetme şansı vermek suretiyle bütün olasılıklara açıktır. yürümek bütün büyük kadim bilgeliklere iyi bir girizgâhtır.

geleceğe not #36

dünya'da her şey kadının eseridir.

geleceğe not #35

bugün dünya kadınlar günü.

tarih boyunca, ilahi ve insani -hepsi de erkek- birçok düşünür, değişik sebeplerle kadın konusuna kafa yordular:

-kimisi anatomisiyle ilgilendi,

aristoteles: kadın eksik bir erkektir.
akinolu aziz thomas: kadın doğanın bir hatasıdır, düşük nitelikli bir spermden doğar.
martin luther: erkeklerin geniş omuzları ve dar kalçaları vardır. zekayla donatılmışlardır. kadınlarınsa, çocuk doğurup evde otursunlar diye, dar omuzları ve geniş kalçaları vardır.

-kimisi doğasıyla,

francisco de quevedo: tavuklar yumurta yumurtlar, kadınlar boynuz takar.
şamlı aziz john: kadın dik kafalı bir eşektir.
arthur schopenhauer: kadın uzun saçlı ve kıt akıllı bir hayvandır.

-kimisi de kaderiyle,

incil'e göre, yahve kadına şöyle dedi: erkeğin sana hükmedecek.
kuran'a göre, allah muhammed'e şöyle dedi: iyi kadınlar yumuşak başlı olanlardır.

algı böyle bir şey evet #127

hayatta tek bir gerçek yok, bunu yaşadıkça anlıyorsun. her olası gerçek 'lütfen beni var et' diye sesleniyor; duyabilmek için sadece zihnini serbest bırak ve hayatın içinde kal.

terapik dialoglar #81

-dans etmeyi sever misin?
-severim! (bu üçüncü soruşun)

yol çizgileri #57

bir sonraki ayın bu gününde sabah gözümü nerede açacağımı bilmiyorum. yolda olmaya her gün biraz daha yaklaşıyorum. günler, belirsizliğin güzelliğine doğru ilerliyor. günler, hayallerimin seyrini bekliyor. perde hep açık. heyecanlıyım.


(gelecekten not: sabah gözümü evimde açtım, yolda olamadım, planlarım ve hayallerim buzlukta)

benim aklım köşeli #117

bugün kendi kendimle konuşmayı bırakmamın üçüncü günü. bugün üçüncü gün ve oksijenim bitmek üzere. görünürde beni almaya gelen bir kurtarma gemisi yok, telsizde bir ses yok, birbirine çarpıp her yöne dağılan göktaşları yok, yakınımdan geçen yolunu kaybetmiş belli belirsiz bir gökcismi yok, kendi yörüngesinde ilerlerken gölgesi değişince bir anlık da olsa "bir başkasının yörüngesinden geçiyor galiba" dedirten bir gezegen de yok görünürde. üç gündür konuşmuyorum, üç gündür ses de yok. bugün konuşmayı bırakmamın üçüncü günü. bu koca gemiyse sadece bir çöp yığını artık evrenin belirsiz ve uzak bu köşesinde. aklıma çocukluk günlerim ve çocukluk günlerimde kurduğum hayallerim geliyor; en çok da yıldızları hayal ederdim. ne kadar uzaklar acaba?, diye düşünür hatta bir de hesaba kalkışırdım birbirimize ne kadar uzak olduğumuz belli olsun en azından diye. bilmek, insana mutluluk verir.

kafamı kaldırdığımda beliren bu ufacık pencereden gözlerime dolan sonsuzluğu izlerken, henüz günler önce yani, bir yıldızın doğumuna şahit oldum. çok uzakta bir yerde oluşturuyordu kendini ama onu yakınındayım gibi izledim. o kadar parlak o kadar olağanüstüydü ki, gözlerimi alamadım. o gün uyuyamadım. kim bilir kaç milyon yıl boyunca bu şekilde parıldayacak ve kendisinden çok çok uzak birilerinin gözlerini kamaştıracak, ve onu ilk gören benim, dedim. büyükçe bir haresi ve çevresini saran bir çekimi vardı, insanın ruhuna fısıldıyordu, uzakta olduğum için ne dediğini bilmiyorum hala ama eminim ki büyük bir heybetle yanıyor ve oluşuyordu. sanki çevresindeki irili ufaklı göktaşları ve rengarenk gaz bulutları hem ondan kaçmaya çalışıyor hem de kendini onun çekimine bırakmak istiyorlardı, onunla karışmak ve bin yıllarca var olmak istiyorlardı. bunu küçük penceremden bakarken anladım. daha önce dünya'da gördüğüm ve geceleri çaresizce sokak lambalarının ışığına giden küçük kanatlılar gibiydi yani, çaresizliklerinden anladım. çevresinde dönüp duruyorlardı, savruluyorlardı. kokusu yoktu, henüz yeni var oluyordu. kendini hiçlikten var ediyordu ki bu durum bütün inançlara ters bir durum, diye düşündüm. kitaplarda geçmeyen, kimsenin hayal edemediği ve olamaz böyle bir şey dediği şeyi gördüm penceremden. demek ki bu yıldız kendi inancını da oluşturacak, diye düşündüm. ve bunu ilk gören benim, çok güzel bir yıldız olacaksın, dedim. evrenin belirsiz ve uzak bu bölgesinde kendinden, olmaktan ve yaratacağı bu büyük güçten emin olan tek şey işte bu yıldızdı. bense o anlarda bir kurtarma gemisi, telsizde belli belirsiz bir ses, birbirine çarpıp dağılan gökcisimleri, birbirinin yörüngesinden geçen gezegenler ve zihnimde biraz daha çocukluk günlerimin belirmesini bekliyordum. bugün kendi kendimle konuşmayı bırakmamın üçüncü günü. oksijenim azalıyor.

Mart 07, 2024

benim aklım köşeli #116

hep aynı yöneymiş gibi görünse de aslında dünyalarımız farklı yönlere dönüyor. yukarılarda bir yerde hava bir kapanıp bir açılıyor, rüzgar gideceği yönü denize soruyor. aşağılarda bir yerde bir oyun kuruluyor; koyun, kurt ile geziyor. birisi "ben mi yaptım tüm bunları? der gibi avuçlarının içine bakarken bir diğeri olan bitende kendinden uzak bir mana arıyor; yükü, devinen dünyaya bırakıyor. sonra bir kalabalık var; insan kendini bulmakta zorlanıyor, sokak kendini duymakta zorlanıyor, kuşlar uçmakta zorlanıyor. yollar toprağın üzerinde sessizce uzanıyor, o anlarda hava bir kapanıp bir açılıyor. o anlarda denizlerden birinde bulunmayı bekleyen bir hayal beliriyor; aniden oluşup aniden kayboluyor. kıyıdaki taş bin yıldır kıyıda, sudaki taş bin yıldır suda; yük, devinen dünyanın omuzlarında. dün, bugün ve yarın; her şey birbirine karışarak ilerliyor çünkü dünyalarımız farklı yönlerde dönüyor.

algı böyle bir şey evet #126

her şey bağlantılıdır. anlamak üzere kulak kesilmiş biri için hiçbir sözcük tamamen masum değildir.

aynı dertten muzdarip #72

aklıma biri gelecekse elim hep sana gidiyor. bindiğimiz vapurlar seferlerine devam ediyor.